ANKARA'YI KARIŞTIRAN İDDİA
Kuzeyin oğlu mahkemelik oldu
Migrene karşı bitkisel çözüm
"YAVŞAK" KAVGASI !
31 Temmuz 2010 Cumartesi
EĞİTİMHABER SİTELERİSAĞLIKYARARLIBir Candost'un ardındanGeride bıraktığım 30 yıla yakın sanat hayatımda icra ettiğim şarkılara baktığımda pek çoğunun gerçek bir öyküye dayandığını gördüm. Sadece şarkılar değil onların sözlerini yazan sevgili Yusuf Hayaloğlu da dostluğu, arkadaşlığı ve hayat dolu kişiliğiyle sanat hayatımın gerçek bir kahramanıydı.
Sesimle size ulaşan onlarca şarkımın sözlerini yazmıştı. Bunlardan biri olan "Vuruldu" şarkısıyla birlikte bir yıl önce bugün yitirdiğimiz candostum Yusuf Hayaloğlu'ndan söz etmek istiyorum.
Hiç unutmuyorum, 1985 yılıydı. Almanya'dan ülkeye döndüğümde doğruca Dersim'e gitmiş, orada epey bir zaman geçirmiştim. Zamanımın tamamı ilçelerde, köylerde hatta dağlarda geçmişti. Bir süre sonra İstanbul'a döndüm. Burada yapmak istediğim, Almanya ve Dersim'de biriktirmiş olduğum şarkıları bir kasete dönüştürmekti. Nitekim uzun ve zorlu bir mücadelenin ardından "Vurgunum Hasretine" adlı kasetim çıktı ve kısa sürede sevgili Ahmet Kaya'dan sonra bilinen ve dinlenen devrimci sanatçılardan biri olmuştum.. Bu kasetin ertesinde tanıştığım kişilerden biri sevgili Yusuf Hayaloğluydu. Yusuf'la ilk karşılaştığımız andan itibaren görüşmeye başladık ve hem hemşeri oluşumuz hem de aynı siyasal gelenekten geliyor olmamız bizi birbirimize yakınlaştırmış ve çok kısa zamanda dost olmuştuk. Bu tanışıklık giderek birlikte çalışmayı da beraberinde getirmişti. Yusuf'un İstinye'nin arka mahallelerinden birinde iki odalı bir evi vardı. Zamanımızın büyük bir bölümünü burada geçiriyor, Yusuf söz yazıyor, ben besteliyordum. Kitap ve yerli-yabancı kasetlerle dolu olan bu ev ben, Yusuf ve Ahmet Kaya için "şarkı üretim merkezi" gibiydi adeta. Çok çalışıyor, çok yoruluyorduk ama akşamları İstinye sahilindeki balıkçılarda ekmek arası balık yemek bize çok keyif veriyor ve dinlendiriyordu. Bu evde sabahlara kadar sohbet ettiğimiz geceleri hatırlıyorum. Uzun ve derin sohbetlerimizin konusu genelde geçmiş siyasi konular ve olaylar olurdu. Her birimizin yaşamış olduğu yüzlerce anı orda dile getirilir ve anılar Yusuf'un kaleminde söze dönüşür, benle Ahmet'in bağlamasında dile gelirdi. Öyle anlar olurdu ki Ahmet'le kıran kırana bir yarış yaşardık. Bu türü durumlarda sevgili Yusuf araya girer ve hangimizin bestesi çok daha uyumluysa onda karar kılardı. Müthiş bir heyecandı bu. Ve ben bu heyecanı her hatırladığımda tekrar tekrar yaşıyorum Ancak bazı şarkıların ortaya çıkışı heyecandan çok derin acılara boğuyordu bizi. Mesela "Vuruldu" da bunlardan biriydi. Yanılmıyorsam 1987'iydi. Bölgede savaş giderek yoğunlaşıyor ve her gün ölü ve yaralı haberleri geliyordu. Bu haberlerin yarattığı üzüntü arasında biz çalışmaya devam ediyorduk. O gün sevgili Yusuf'la birlikte aynı evdeydik. Zaten o evin dışında zaman harcadığımız çok fazla başka bir ortamımız yok gibiydi. Günün ilerleyen saatlerinde sevgili Can'ın eve getirdiği gazetelere bakıyorduk. Gazetenin birinin ön sayfasında Dersim-Ovacık'ta yaşanan bir çatışmanın haberi vardı. Haberde on gerillanın öldüğü iddia ediliyordu ve yanında bir fotoğraf duruyordu. Haberi üzülerek okuduktan sonra gözlerim bir süre öylece boşluğa bakakaldı. Neden sonra kendime geldiğimde aslında fotoğrafa bakmakta olduğumu ancak fotoğrafta ne olduğuna bakmadığımı fark ettim. Bir süre sonra fotoğrafta ne olduğunu görmek için baktığımda ise, gözlerime inanamadım: Genç bir kadın vurulmuş, kanlar içinde karın üzerinde, boylu boyunca yatıyordu. Ve silahı başucunda duran bu genç kadın, benim yakından tanıdığım, bildiğim, iki gözümün nuru "o kadın"dan başkası değildi. Onunla birlikte vurulanların çoğu da yine tanıdıklarım, arkadaşlarımdı... O gün, o fotoğrafa baktıkça ağlıyor, haberi okudukça öfkeleniyordum. Yusuf'la birbirimizi teselli etmeye çalışıyorduk. Çünkü Fotoğrafın benim için ne anlama geldiğini Yusuf'a anlatıyordum. Yusuf bu "hikâyemi" dinledikçe o da gözyaşlarını tutamıyordu. Bu durum saatlerce sürüp gitti... Gün akşama döndüğünde, Yusuf önüme bir kâğıt koydu. Kâğıttaki sözler, bir kaç saat önce gördüğüm ve bir daha bakamadığım o resmi tüm "sıcaklığı"yla bana tekrar yaşattı. Ve ben bunun hüznü ve etkisiyle Yusuf'un sözlerini besteledim, şarkıyı okudukça evin içinde yankılanan ezgi sevgili Mine ve çocukları dâhil olmak üzere herkesi gözyaşlarına boğdu. Ve o günün akşamı Ümraniye'de bir düğün salonunda konserim vardı. Ben o halimle konsere gidip gitmeme arasında kararsızlık yaşarken, bir anda kendimi, Ümraniye'de bir salonda, bir kaç saat önce bestelediğim o şarkıyı okurken buldum: "Vuruldu ciğer parem, kanlar içinde..." Sonra, o günlerde tüm çalışmalarını tamamlayıp dinleyiciye sunmaya hazır hale getirdiğimiz kaseti durdurarak bu şarkıya da yer verdik ve şarkının adı kasetin de adı olmuştu: "Vuruldu". Bu gün 3 Mart Dünya Özgür Müzik Günü. Ve ben geçen yıl tamda bu gün Yusuf'un ölüm haberini aldığımda birlikte geçirdiğimiz İstinye de ki o günleri düşündüm. Bize bıraktığı onlarca eserin her biri yaşanmış gerçek hayatların öyküsüydü. Yusuf Hayaloğlu'nu her birimizin yüreğinde gerçek ve güçlü kılan buydu zaten. Sevgili Yusuf, bıraktığın bu değerler için sana teşekkür borçluyuz. Seni sevgiyle ve hasretle kucaklıyorum. Ferhat Tunç Bu haber 127 kez okundu Yükleniyor...
İLGİLİ HABERLER
|
![]()
|