Anlamak isteyen insanlar için, şu referandum sürecinde AKP’nin gerçek yüzü ortaya fazlasıyla çıktı.
Daha önce de yazmıştım. AKP bir 12 Eylül ürünüdür. Tam ANAP’ın tasfiye sürecinde, Türkiye üzerinde hesabı olan tüm kesimler, bu partiyi kurdurdu, parlattı, iktidara getirdi, iktidarda tuttu ve istediklerini de aldı.
Nedir AKP? İdeolojik bir tabanı mı var?
Dayandığı bir dünya görüşü, bir felsefi akım mı var?
Bir ekonomik ekolü mü savunuyor?
Ülkeyi yönetmek için bir planı programı mı var?
HAYIR!
Düne kadar ibrik taşıdıkları kendi liderlerinin altından sandalye çekenler,
Kimin eşeğine binseler onun türküsünü söyleyen, mollalar tarafından pis işlerde kullanılan liboş, diboş takımı
Cumhuriyet’le bir türlü barışık olmayan mürteci güruhu,
Bütün yaşamları boyunca savundukları, insani, siyasi ve sosyal değerleri, bir vekillik, bir bakanlık için feda etmekten çekinmeyecek kadar düşkün solcu eskileri,
Türkiye üzerinde emelleri olan iç ve dış güçlerle birlikte bir koalisyon oluşturmuşlar.
Her taraftan toplamışlar bir tuğla, çıkar birliği asgari müştereğinde birleşmişler bir yarı parti-yarı şirket kurmuşlardır.
Ortakların başında AB(D) geliyor. İşin içinde numara çok! İMF, Dünya Bankası gibi organlarla, başka yerlerde değerlendiremedikleri artık sermayeyi, AKP’nin rantiye cennetinde değerlendirerek, hem para kazanmışlar, hem de alacaklarını garanti altına almışlardır.
Bununla kalmamış, Kıbrıs’ta, Ege’de, Irak’ta, Türkiye’yi, askeri ve siyasal anlamda hadım etmişler, taleplerini birer, birer, kabul ettirmişler, istedikleri her şeyi almışlardır.
Bu arada, havuç gibi gösterdikleri AB üyeliği hayal olmuştur. Daha düne kadar katil dedikleri Sırbistan bile Türkiye’den daha ileri bir mesafededir. Gümrük Birliği vasıtasıyla iliğimizi sömürmeye devam etmekteler. Elimizde, ne işe yaradığını kendisinin de bilmediği bir adet Başmüzakereci kalmıştır. O da, artık kadroları değiştiği için, Avrupa’ya gittiğinde kimse kendisini tanımamaktadır. Zaten o da Avrupa’yı ağzına almaz olmuş, şevkini heyecanını kaybetmiş, Bülent Abi’si gibi boş işlerle uğraşır olmuştur. Başbakanımız Avrupa’yı unutmuş, Cumhurumuzun Başı artık Farroe Adaları’na bile gidemez olmuştur. O’nun yerine, First Lady’mizin tesbit ettiği tavşanların top oynadığı ülkelere gitmektedir.
Başbakanımızın şekeri yükseldikçe İsrail’e bağırıp çağırmakta, her seferinde kendisine ceza şınavı çektirilmekte, burnu sürtmekte, yeri öpmektedir. Son eyleminin sonucu, dokuz ölüdür. O hala kendini zafer kazanmış göstermektedir. Türkiye dış politika alanında tam bir açmazın içine düşürülmüştür.
Diğer ortak cemaatlerdir. Türkiye’nin Polis Teşkilatının içini ele geçirdikleri, iktidarın adamlarından bir emniyet mensubunun yazdığı kitapla ortaya çıkmıştır. Her zaman olduğu gibi iktidarın mamacıları, daha düne kadar yere göğe sığdıramadıkları bu kişiyi de “Meğer namusluymuş namussuz” lincine tabi tutmaktadırlar. Aynı cemaatler, maddi olarak altın çağlarını yaşamaktadırlar. Devlet içinde örgütlenmenin yanı sıra, tüm devlet olanakları sonuna kadar kullanımlarındadır.
Bu ülkenin namuslu insanları, ağır bir baskı altında tutulmaktadır. İktidar (ve ortakları) yeri göğü dinlemekteler, bunlardan günde ortalama 2 darbe çıkarmaktalar, hakimler, savcılar artık açık açık tehdit, baskı şantaj altındadır.
Bugün iktidar yanlısı bir kurumu, belediyeyi veya şahsı denetlemek, buralardaki yolsuzlukların üstüne gitmek mümkün değildir. Yolsuzlukla Mücadele (fiilen) bir suç haline getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir numaralı tehdidi olan irtica ile mücadelenin artık suç haline getirildiği gibi.
İktidar nimetlerinden yararlanan, daha doğrusu önlerine atılanla yetinmek durumunda olan bir başka grup daha var. Daha düne kadar, kimsenin selam vermediği, tanımadığı, adam sırasına sokmadığı bazı kişiler, bugün, aydın, gazeteci, düz yandaş gibi sıfatlarla arz-ı endam etmekteler, bu iktidarın sürmesi için tüm insanı ve ahlaki değeri yerle yeksan etmektedirler. İftira, tehdit, şantaj bunların en önemli silahıdır.
Başbakan diyor ki “…partim ikinci sıraya düşerse ben bırakırım”. Bu bir açık itiraftır. Bu parti, iktidar olmak, (yolsuzluk ve hırsızlıkların haricinde) iktidar imkanlarından faydalanmak, Türkiye’nin kaynaklarını bölüşmek üzere kurulmuştur. Muhalefette bunlar ne yapacak? Bir daha iktidarı bekleyecekler de, Ali Dibolara kavuşacaklar da! Ölme Eşeğim Ölme!..
Yine Başbakan diyor ki, “…bu referandumdan sonra ilk işimiz yeni bir Anayasa için çalışmak olacak…” Yahu bu nasıl mantıktır? Madem yeni bir Anayasa yapılacak, şu kıçı kırık birkaç madde için bu masraf, bu gerilim, bu tantana niye? Bu, insanlarla alay etmek değil mi?
Tabansız, idealsiz, programsız, en önemlisi samimiyetsiz bir yönetimle karşı karşıyayız.
İktidar her gün bir kılığa giriyor.
Önce din temelinde siyaset yapıyorlardı. Şimdi, her ne kadar “dinden imandan uzaklaşmış” bir görüntüleri varsa da işin ticaretini yapmaktan geri durmuyorlar. Senin benim paramla, hayır işliyorlar, senin benim paramla iftar çadırları düzüyorlar v.s…
Solculuktan söz etseniz, “biz solcuyuz, hatta komünistiz” diyorlar.
Kürt Açılımı diyorlar Kürt’e kazık atıyorlar, Alevi açılımı diyorlar, Alevi’yi kandırıyorlar. Açılımların sonucuna bakıyoruz. Elimizde kala kala bir tek Kiboş’un öpücüğü kalmış.
Habur’da PKK’lilere özel hakim, savcı servisi yapıyorlar, sonra “tek vatan, tek millet, tek bayrak” diyorlar, milliyetçiliği kimseye kaptırmıyorlar.
Başbakan diyor ki “…siz bana mı inanıyorsunuz dağdakine mi”. Vallahi ben dağdakine inanıyorum. Size inanılacağı kaldı mı?
Kendilerine e-muhtıra veren paşaya üstün hizmet madalyası takıyorlar, kendilerine biat etmeyene takmıyorlar. Devletin her kademesi, pis bir şekilde, partizanlık, taraf tutma, kayırma kokuyor.
Yandaş gazetelerin bazılarındaki yandaş bazı yazarlar, zaten iyice zıvanadan çıkmışlar, iktidar elden gider korkusu ile kime, neye saldıracaklarını bilmez hale gelmişler, iftira ve küfür havalarda uçuşuyor.
Velhasılıkelam bu iktidar (koalisyon) ın Türkiye’ye vereceği bir şey yoktur. Ama hala Türkiye’den alacağı çok şey vardır.
Türkiye’nin, tüm kesimlerin üzerinde (asgari olarak) uzlaşacağı yeni ve derli toplu bir Anayasa’ya ihtiyacı var. Bu da uzlaşmayla, diyalogla, iyi niyetle olur.
Bunun ilk şartı şu zehirli Anayasa değişikliğine HAYIR demektir.
Oylanan şudur:
HAYIR MI?
ŞER Mİ?
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!