Segio Leone'nin çektiği filmi anlatmayacağım bu yazıda. Ne varki referandumda sanatçıların tavrını en iyi özetleyecek şey, Leone'nin İyi, Kötü ve Çirkin filminin adıdır. Yazının devamında buna değineceğim. Önce genel bir panoramaya bakalım. AKP, kurallarını kendisinin belirlediği bir maç yapmak istiyor. Benim belirlediğim sahada oynayacağız, seyircileri ben belirleyeceğim, isterlerse vuvuzela üfleyecekler diyor. Hakemi satın almış, topu kendi dikmiş. Buyurun 12 Eylül'deki maça diye anonslar yapıyor. Kimi sanatçı bu haksız duruma rağmen, ne var bunda? diyor. Tipik güçlüden yana olma, kendini oraya angaje etme çabası var. Kimi sanatçı, tamam maça varız, size gününüzü gösteririz, bizim takım zaten hep haksızlığa başkaldırmıştır şiarıyla antrenmana çıkmış durumda. Bir kısım sanatçı da, bu maç FİFA kurallarına uygun değil, oynayıp maçı tescil ettirmeyeceğiz, iki takımın da birbirinden farkı yok. Gelin siz de oynamayın, maçın skoru tescil edilmesin. Sonrasında, temiz ve kurallarına uygun bir maç yaparız tespitinde bulunuyor.
Sahi nedir bu referandum maskaralığı? Kemalistlerle, Fethullaçıların yargı üzerindeki iktidar savaşından başka ne özellik taşıyor referandum? İyi, kötü ve çirkini değerlendirirken, bu sorulara da yanıt arayalım.
ÇİRKİN
Sondan başa doğru gidip, çirkinle başlayalım. Çirkinler, Kürt olup da sandıkta 'evet' diyeceklerdir. Tabii ki, insanlar tercihlerini yapmakta özgür olmalı. Ama tercihlerini yaparken, halkı bilerek kandırma yoluna giderlerse bunlara en hafif tabirle çirkin denir. Çirkinler ne diyor? Bu referandum 12 Eylül ile bir hesaplaşmadır. Sandıkta evet çıkarsa, Kürtler rahatlığın doruklarında dans eder. Halk BDP'nin bu boykot tavrına prim vermeyecek, kendi çıkarı için evet diyecektir. AKP, ülkeyi özgürleştiriyor, bu özgürleştirmede de en büyük kazancı Kürtler elde ediyor. Bu kadar yalanı, utanmadan dile getirmek ve bunları halka karşı sorumlu olmakla ilintilemek utanç verici. AKP'li olduklarını söyleseler, belki de bu utanç mazur bile görülebilir. Ama illaki, AKP'li değiliz derler. Maskelerle oyuna devam edebilmenin şartlarından biri tarafsız görünmektir bunlar için.
Medyada 'evet' için poz verenlerin başında Hakkarili Muhsin Kızılkaya geliyor. Şehrinde 'bayrak' mitingi için bayağı emek sarf eden Kızılkaya, birden medyanın Kürt kanaat önderi olmuş(!). AKP tarafından TRT 6'da paralı misyoner olarak istihdam edilen bu adam, Evet'ini şöyle gerekçelendiriyor: 'Evet' diyorum. Bu Anayasa değişikliği yeterli değil ve toptan değiştirilmelidir. 12 Eylül Anayasası'ndan koparılacak en küçük parça bile bu halk için k‰rdır. Bu pakette darbecilerin yargılanmaması önündeki engel de kalkıyor. Türkiye'de HSYK değişmeden hiçbir demokratik adımın atılamayacağını düşündüğüm için 'Evet' diyorum.' Bu anayasa bundan önce defalarca değiştirildi. Kızılkaya arşivine baksın, diğer değişiklikler için olumlu bir şey yazmış mı hiç? Maaş verenlerin değişikliği elbette ki muteberdir. Hatırlatalım kendisine, 12 Eylül Anayasası'nda çok parçalar kopartıldı, velhasıl özü olduğu gibi durduğu için değişen bir şey olmadı. Darbeciler yargılanacak safsatasına ise hayli kaptırmış kendisini. Zamanaşımından dolayı yargılanmaları imkansız darbecilerin. Çünkü Türkiye'de 'İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar' düzenlemesi yok, bu nedenle zamanaşımı da geçerli. HSYK değişince, demokrasi patinaj yapacak sanki. Sormak gerek bu adama: AKP'nin parti yapısı, yöneticilerinin demeçleri, Başbakan'ın tutumu ne kadar demokrat? Bunlar mı demokrasi şampiyonu yapacak ülkeyi? Sahi Cemil Çiçek abiniz, DTP tabii ki kapatılmalı demedi mi? Alkış tuttuğun Erdoğan, 'ya sev ya terk et' demedi mi? Ruhunu satmanın dayanılmaz hafifliği bu olsa gerek.
Bir başka çirkin Yılmaz Odabaşı. Hasbelkader cunta döneminde cezaevine düşen, elinde fırça ile 'Bir Türk dünyaya bedeldir' yazılarını cezaevi duvarlarına yazan, bununla ilgili resimleri de kitabında yayınlayan Odabaşı, olan biteni hesaplaşma olarak değerlendiriyor. Bu hesaplaşmada 'evet'in kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Kürt siyasetinin baskıcı duvarlarını kırdığından dem vuruyor. Hayatında doğru bir duruş dönemi hiç olmamış bir adam, Kürtlere ne yapmaları gerektiği konusunda ayar çekiyor. Zamanında Musa Anter öykü yarışmasında, birincilik ödülünü kazanamadığında, verilen üçüncülüğü reddetmiş arızalı bir egonun sahibi. Fikret Başkaya ve Haluk Gerger'e Kürt gençlerinin cezaevi koğuşunda saygı göstermeleri, kendisini ise kimsenin iplememesi nedeniyle, 'Başkaya ve Gerger koğuşta diktatörlük kurmuşlardı' diye yazı yazacak kadar zavallı. Ülkemin cezaevlerini, başka bir ülkenin beş yıldızlı oteline değişmem diyecek kadar otoriteye biat eden, yeşil pasaport imkanı doğunca da yurtdışına yerleşmeyi düşünen fırsat düşkünü. Urfa'ya evini taşıyan, orda kimsenin kendisine yüz vermediğini gördüğünde de, kaçıp İstanbul'a giden, ardından da Urfalılara bir dolu hakaret eden bir şair. Bize 12 Eylül'le hesaplaşılıyoru pazarlıyor. Kızılkaya'yı, hemşerileri Erdoğan kardeşleri, Odabaşı'nı hep beraber çirkinler listesine koymaktan başka çare yok. Alenen Kürtleri kandırıyorlar. AKP'yi tek kurtuluş olarak önümüze koyuyorlar. Seçim barajını indirmeyen, BDP'yi hazine yardımından mahrum eden, belediye başkanlarını içeri koyan, BDP kapatılmalı diyen, barış için gelen grupları kandırmaya kalkışan, yerel yönetim reformunu gerçekleştirmeyen AKP iktidarı, Kürtler için kurtuluş ha! Başka kapıya...
KÖTÜ
Anayasa değişikliğinin içeriğini doğru tespit edip, buna rağmen meşru olmayan bu oyunda oynamak isteyen sanatçılar var. Bu sanatçılar, kendilerini sosyalist olarak kategorize edenler. Boykot'u tercih etmemelerinin nedeni, CHP'den h‰l‰ mucize beklemeleri. AKP'nin öteki yüzü olan CHP'nin sol değerlerle hiç bütünleşmediğini yazıp çiziyoruz. Sanatçılar cesur olmalı, sistemin rol bölüşenlerinin üzerini çizebilmeli. Korkaklar bunu yapamaz. Yapamayınca, rüyaya yatarlar. CHP'nin sosyalist bir parti olduğu rüyasını bekler dururlar.
Samimiyetinden kuşku duymadığım Lale Mansur: 'İlk defa bir yola çıkış söz konusu. İlk defa sendikalaşma adına olumlu adımlar atılıyor. Yine ilk defa 12 Eylül Anayasası deliniyor. Ben bu nedenlerden ötürü 'Evet' diyeceğim.' Mansur, CHP-MHP çizgisine bakarak, AKP değişikliğini olumluyor. Öyle olmasaydı eğer, Mansur'un bunları söylemesine ihtimal vermiyorum. Çünkü değişiklik metnini okumamış. İlk kez değil, bu değişiklik 17.'si. Defalarca delindi bu Anayasa. Sendikalaşma adına olumlu şeylerden bir anlam çıkarmak mümkün değil. Sendikaların en önemli silahı grev'dir. Oysa memurların grev hakkı h‰l‰ yok. Rojda ise: 'Hayır oyu vereceğim... Bu paketin 12 Eylül'ün getirdiklerini değiştirmekle ilgisi yok. Tek benzer yanı referandumun tarihidir. 12 Eylül'ü hayatımızdan çıkaracak tatmin edici bir değişiklik görmedim. Bu toplumun huzura ve iç barışa ihtiyacı var ve hükümetin bu paketi bunları karşılamıyor' aynen katılıyorum. O zaman neden hayır diyorsun diye sormak gerekiyor. Hayır, Evet'i meşrulaştırmak değil mi? Rojda ve Mansur'un kafa karışıklığı düzelirse 'BOYKOT' dememeleri için hiçbir gerekçe yok. Tarık Akan, Edip Akbayram, Onur Akın gibi isimlerse, CHP nereye biz oraya diyen ekibin değişmez elemanları. Onlar bu yüzden çok kurcalamadan 'Hayır' diyecekler. İlyas Salman için kategori bulmakta zorlandım. Faşist Türk Solu dergisinde yazıp, Kürtlüğüne utangaçça vurgu yapan Salman tabii ki hayır diyecek.
Hale Soygazi ve Zeynep Tanbay ise 'Evet' diyeceklerden. Gerekçeleri ise malum: Cuntanın kurumlarını lağvediyor değişiklikler. Gören zannedecek Anayasa Mahkemesi'ni ortadan kaldırıyorlar. YÖK'ü tarihin çöplüğüne atıyorlar. Böyle değil. Esas olan, iktidara gelen güçler, 12 Eylül'ün kurumları üzerinden iktidarlarını pekiştiriyorlar. 12 Eylül kurumu olan YÖK'e karşıydı AKP. 2007 yılında YÖK'e kendi adamlarını yerleştirince bu kurumun yılmaz savunucusu oldu. Yeni değişikliğe bakalım. Eskiden Anayasa Mahkemesi'nde YÖK'ün 1 kontejanı vardı. 12 Eylül'ün kurumlarını lağvediyor diyen Tanbay ve Soygazi'ye hatırlatalım. Şimdiki değişiklikte, Anayasa Mahkemesi'nde YÖK'ün kontejanı 3'e çıkarılıyor. Bu mu 12 Eylül ile hesaplaşma? AKP yayınladığı Evet Kitapçığı'nın 36. sayfasında açık itirafta bulunuyor. Geçmişin acılarını deşme gibi bir niyetimiz yok diyor. Her şey çok açık değil mi?
İYİ
Bu yalanlardan bıktık. Ne AKP polis devletine, ne CHP diktatöryasına destek vermek istiyoruz. Bunun için 'Boykot' diyoruz diyen bir cephe var. Bu sanatçılar, darbe yasalarının parça parça değil, toptan değişmesi gerektiğini biliyorlar. Bu sanatçılar, cunta kurumları üzerinden kudret sahibi olanların, cunta ile hesaplaşmayacaklarını, en fazla cunta ile öpüşüp koklaşacakları gerçeğini, pratiklerden sonuca çıkarıyorlar. Abdullah Gül'ün Kenan Evren'le köşkte yaşanan muhabbetinin görüntülerini akılda tutuyorlar. Yıldırım Türker, Kürtleri oynatmayanların oyununda ben de oynamam diyor. Deniz Türkali, Türker'in vicdanına el uzatıp boykot diyor. Tiyatrocu Ayla Algan: 'Hayır' da değil 'Evet' de değil... Ben bu pakete karşıyım. Birbiriyle ilgisi olmayan maddelerin tümü bir pakete konulmuş, ben belki tek tek tercih etmek istiyorum. Ben şimdi bu pakete bakınca birbirine benzemeyen fenomenler görmüyorum... O yüzden ben bu pakete karşıyım.' Aklı ile düşünenlere bir örnek Algan. Hakkında 'evet' diyeceği yazılan Sırrı Süreyya Önder, yazılanlara tokat gibi bir cevap veriyor: 'Yöntemsel olarak bu platforma çekilen, egemenler arasındaki bir dalaşmaya 'evet' oyu vererek taraf olmam mümkün değildir... Şimdilik, BDP'nin bu süreçte ortaya koyduğu iradeyle dayanışma halinde olduğumun ve yaygın, kollektif sosyalist iradeden ayrı davranmayacağımın bütün kamuoyu tarafından bilinmesini isterim.' Önder'in sözleri, sosyalist jargonla konuşup, evetçi-hayırcı oyunun figüranı olmaya kalkanlara çok şey anlatıyor. 12 Eylül'ün idamla yargılanan Şafak Türküsü'nün şairi Nevzat Çelik ise Boykot ile Erdoğan'ın meclisteki konuşmasının sahteciliğini deşifre etmesi açısından çok önemli. Her zaman halkının sanatçısı olan Ferhat Tunç ise, halkının Boykot'una Evet! Boykot diyerek, son noktayı koyuyor.
dogandurgun68@gmail.com
YorumlarToplam 1 yorum mevcut
Tembel teneke 1 yıl önce yorumlandı
Haklı bir ironi fakat İlyas Salman'la ilgili kısım biraz eksik kalmış gibi geldi bu adam ırkçı bir faşist, içine beyaz kaçmış bir siyah...
saygılarımla...