RÖPORTAJLAR

Konuşmanın vakti geldi

26 Nisan 2010, 09:46
Nagehan Alçı
Asırlar değil, bundan yalnızca beş yıl önce bir devlet üniversitesinde Ermeni konferansı yapmak isteyenlere “bizi sırtımızdan hançerliyorlar” diyenlerin avaz avaz bağırabildiği bir ülkeydi burası. O bağırışlara aldırış etmediler. Bir avuç “gözü kara” yoluna devam etti.

İstedikleri durağa henüz varamadılar ama önceki gün o istikamette önemli bir adım attılar. Taksim Meydanı’nda bir araya geldiler ve 1915’te ölen Ermeniler için “bu acı hepimizin” diyerek mum yaktılar.

Yumrukların havada uçuştuğu ve “milli birliğimiz tehlikede” korkusunun tetiklendiği bir zamanda yaptılar bunu üstelik. Böyle bir zamanda yapmak doğru muydu? Bu sorunun cevabı için henüz erken ancak şimdilik şunu söyleyebiliriz: 2010’da nihayet birileri 95 yıl öncesinin yasını gizlenmeden tutmayı başarabildi. Bu, yüzlerce polisten mi, estirilen havadan mı yoksa bir şeylerin hakikaten değişmesinden mi kaynaklandı? Henüz bilmiyoruz...

Bu etkinliğin sonrasını değil, öncesini ve çıkış noktasını merak ettik bu hafta. Organizasyonu yapan Durde Hareketi’nin lideri Cengiz Alğan, imzacılardan avukat Eren Keskin ve listede yer alan dört Ermeni isimden biri olan Hayko Bağdat, neden orada olduklarını anlattılar.

Görüntüsü kadar duruşu da cesur

Eren Keskin yıllardır insan hakları mücadelesinin içinde yer alan bir avukat. Güneydoğu’da korucu tecavüzüne uğrayan kızlardan, işkence görenlere kadar nerede “netameli” konu varsa orada. Zaten o nedenle başı bir türlü beladan kurtulmadı. Meslekten men edildi, cezaevinde kaldı, hakkında onlarca dava açıldı. Ama o aldırmıyor. Görüntüsü kadar duruşu da cesur. Keskin’le Taksim Meydanı’ndaki etkinlikten birkaç saat önce Galatasaray’daki bürosunda buluşuyoruz. Haydarpaşa Garı’nda İnsan Hakları Derneği’nin düzenlediği etkinlikten yeni dönmüş. Edip Başer’in başını çektiği grubun yaptığı “karşı açıklama”nın gerginliği üzerinde, başlıyor anlatmaya...

- İnsan Hakları Derneği Haydarpaşa’da Durde Hareketi Taksim Meydanı’nda 1915 ile alenen yüzleşiyor. Ne oldu da bu yıl ortaya çıktınız?

Konuşuldukça konuya alışıyor insan. Beş yıl önce de düşünüyorduk böyle şeyler yapmayı ama göze alamıyorduk. Oysa artık polis bize karşı son derece duyarlı. Eskiden hep gözaltına alınırdık, şimdi güvenliğimizi sağlamak için ellerinden geleni yapıyorlar.

- Nasıl oldu böyle bir değişim?

Türkiye değiştikçe, demokrasi tartışmaları arttıkça buna paralel olarak onlar da değişiyor. Ama tabii hâlâ ciddi tepkiler var. Mesela Haydarpaşa’ya gelen grup... Tam ters bir açıklama yapmak için gelmişti.

EZBERİN DIŞINA ÇIKAN TEPKİ GÖRÜR

- Sizi kızdırıyor mu ters çıkışlar? Edip Başer’i orada görünce ne hissettiniz örneğin?

Hayır kızdırmıyor. Beyinleri o kadar gerçek dışı bir tarih bilgisiyle doldurdular ki. Şimdi biz çıkıp yıllardır bildiklerinin tersini söylüyoruz. Ezberin dışına çıkarsanız tabii ki tepki görürsünüz. Ama bunu birilerinin yapması gerekiyor.

- Sizin için “vatan haini”, “PKK’lı”, “Pseudo liberal” diyorlar.

Valla ne derlerse desinler! Şahsen umurumda değil. Kimseyi ikna etmek için çalışmıyorum. Yıllardır düşüncelerim nedeniyle başıma gelmeyen kalmadı. Ben sadece doğru bildiğimi söylemek istiyorum. Edward Said’in çok hoşuma giden bir sözü var: Entelektüel kriz çözmez, kriz çıkarır.

- Yani siz bu etkinlikleri kriz çıkarmak için mi düzenliyorsunuz?

Krizi kötü anlamda söylemiyorum. Olumlu anlamda söylüyorum. Herkesin bildiklerinin tersini söyleme cesareti gösteriyoruz. Bakın, bizim coğrafyamızda yüzlerce etnik ve dinsel kimlik yaşıyor. Ama sadece Türk ve Sünni iseniz her şeye hakkınız var.

- Bu kadar net mi bu formül? O zaman bir başörtüsü sorunu neden var?

Müslümanlığın da bir derecesi olması gerekiyor tabii.

- Peki ama bunca yıl bu eşitsizlik sürerken neden bu yıl ortaya çıkıyorsunuz? Kürt açılımı zaten açılım olmaktan çıkmışken ve milliyetçi kıpırdanmalar baş gösterirken bu çıkış yanlış değil mi?

Bu endişelerle hiçbir yere varılmıyor. Endişe duymamız için sürekli nedenler var. Bence artık beklememeliyiz. 10 yıl önce konuşulmasını aklımızdan geçiremediğimiz şeyler bugün artık konuşuluyor. Birilerinin “şu ne der bu ne der” demeden bir şeyleri yapması gerekiyor artık.

- Güzel söylüyorsunuz da tam Taksim meydanında, cumartesi akşam üzeri böyle bir çıkış yapmak gövde gösterisi değil mi? Provokatif bir yanı yok mu bunun?

Hiç değil. Biz bunu 4-5 kişi planladık. Gerçekten yas olarak düşünüldü. Böyle 10 binler filan düşünülmedi. Güvenlik güçleri istemezse bir şey olmaz.

- İmza verenlerin birçoğu tedirgin. Hatta bu konuda konuşmak istemiyorlar. Güvenlik güçlerine mi güvenmiyorlar?

Hayır, herkesin anlaşılır tedirginlikleri olabilir. Bunu normal karşılamak lazım. İnsan hakları savunuculuğu bize korkuyla yaşamayı öğretti ama herkes aynı şekilde davranamaz.

SOYKIRIM DİYEN DE ÖZGÜRCE SÖYLEMELİ

- Bugünkü eylem “soykırım” demek için bir ön hazırlık mı?

Tabii ki bence öyle olmalı. İmzacılar arasında farklı düşünenler de olabilir ama ben kelimelere ambargo konmasına karşıyım. Soykırım olmuştur, diyen de özgürce söyleyebilmeli bunu.

- Siz Kürt meselesi üzerine de yoğun bir şekilde çalışıyorsunuz. Ermeni ve Kürt meselesini kıyasladığınızda hangisi bu topraklarda daha büyük yaradır?

Türkler ve Kürtlerin ilişkisi ile Türkler ve Ermenilerin ilişkisi arasında şöyle bir fark var: Kürtler Müslüman. Onca acıya rağmen hâlâ birlikte yaşamalarında bunun büyük bir payı var. Çok fazla iç içe geçmişler. Ama Ermeniler tamamen yok edilmeye çalışılmış. O nedenle Ermenilerin acısını daha büyük ve sahipsiz olduğunu düşünüyorum. Bu ülkeyi korkularla yöneterek militarizmin kalıcı olmasını sağlamak istiyorlar. Bakın bugün bizim karşımızda emekli generaller açıklama yaptı. Biz bunların önceki örneklerini de gördük. Kerinçsizlerle vs.. Şu anda onlar neredeler? Edip Başer’in de bir süre sonra nerede olacağı belli olmaz. Biz şiddeti hiçbir şekilde savunmuyoruz ama onlar son derece saldırgan.

- Yılmaz Özdil’den bir yazı bekliyor musunuz?

Tabii kesinlikle! Bekliyorum. Faşizmin çok sıradanlaştığını görüyoruz. Ne kadar korkutucu!

Artık yasını tutmak istiyoruz

Taksim Meydanı’ndaki Ermeni eylemini gerçekleştiren ve bildiriye imza atan Ermenilerden biri Hayko Bağdat, “Bir acıyı 100 yıl sıcak tutabilir misiniz? Akıl kârı olan yasını tutup normalleşmektir. Biz yas tutabilmek istiyoruz” diyor



Taksim Meydanı’ndaki mum yakıp yas tutma eylemini Durde Hareketi düzenliyor. Bu hareket Hrant Dink’in ölümünden sonra ırkçılık ve ayrımcılığa karşı kurulmuş. Birkaç yüz kişiden oluşuyor ve internet üzerinden binlerce takipçisi var. Hareketin liderlerinden Cengiz Alğan ve bildiriye imza atan dört Ermeni’den biri olan Hayko Bağdat bugüne nasıl geldiklerini bakın nasıl anlatıyorlar

- Böyle bir etkinlik fikri ne zaman ve nasıl çıktı?

Cengiz Alğan: 10-15 gün önce aramızda konuşurken çıktı. Biz zaten üç yıldır bu tür faaliyetler yürütüyoruz. Özür kampanyasına da aktif destek vermiştik.

- Neden bu yıl böyle bir çıkış yapıldı?

C. Alğan : Çünkü 95 yıl bekledik.

- Geçen yıl da 94 yıl beklemiştiniz.

C. Alğan: Özel bir nedeni yok. Dünyada ve Türkiye’de bir değişim yaşanıyor. Şartlar giderek insanların tartışması için olgunlaşıyor. Hrant Dink’in ölümünden sonra “Hepimiz Ermeniyiz” sloganı ile başlayan bir süreç var.

- Kırılma noktası bu mu?

C. Alğan: Bu ve özür kampanyası. O kampanyaya hâlâ imza veriliyor. 30 bini geçti. Onunla bu etkinliğin organik bir bağlantısı yok ama ortak imzalar var.

- Bu etkinliğin çağrıcısı olan isimler kendileri mi gönüllü oldular?

C. Alğan: Konuya duyarlı olacağını tahmin ettiğimiz demokrat isimleri biz aradık.

- Hayır diyen oldu mu?

C. Alğan: Yalnızca birkaç kişi ama isim vermeyelim.

- İmzacılar arasında dört Ermeni isim var. Ermeniler bu metni neden imzalasın?

Hayko Bağdat: Bu topraklarda yaşanmış bir şeyi buradakiler dışında herkes konuşuyor. Oysa bu, bizi ilgilendiriyor. Bu metin hiç yapılmamış bir şey olan Ermeniler için de bir kez üzülmeyi amaçlıyor.

BU ACI HEPİMİZİN DİYORUZ

- Ermeniler zaten üzülmüyorlar mı? Buna neden imza atıyorlar?

Hayko Bağdat: Bu acı hepimizin diyoruz. O “hepimiz” içinde Ermeniler de var.

- Bu durumda benim gözüm Etyen Mahçupyan’ı da arıyor örneğin. Onun isim neden yok?

C. Alğan: Bu kısa zamanda örgütlenmiş bir iş. Etyen’e teklif etmedik. Bir de başlangıçta metin şöyleydi: Acınız acımızdır. Siz biz ayrımı vardı. O yüzden Ermenilere yönelik değildi, sonra bunun ötekileştirme olduğunu düşünüp değiştirdik.

- Türkiyeli Ermeniler nasıl bakıyor bu etkinliğe?

H. Bağdat: Onların hayatları gerçekten zordur. Büyük baskı altında yaşadılar. Kamufle oldular. Ama ülkelerini seviyorlar. Korkuları nedeniyle bu akşamki etkinlikten rahatsız olanlar vardır. Ama Hrant Dink’in varlığı da bazılarını rahatsız ediyordu.

Çocuğumun neden Ermeni arkadaşı yok?

Cumartesi saat 19.00. Taksim Meydanı. Dört bir yan polis. İnsanlar sessizce birikmeye başlıyorlar. Ellerinde mumlar, üzerlerinde siyah kıyafetler. Zeynep Tanbay bildiriyi sakin bir sesle okuyor, sonra herkes mumlarla oturup beklemeye başlıyor. Ben de çömeliyorum. Yanımda 50 yaşlarında bir kadın. “Neden buradasınız?” diyorum, “Çünkü herkesin aynı gururla bu vatan benim demesini istiyorum kızım” diyor, “Ben Ermeni değilim ama ne fark eder? Bizim komşularımız öldü. Onlar için bunca yıl sonra üzüntümü göstermişim, çok mu?” Biraz ileride küçük bir çocuk çarpıyor gözüme. Yanına yaklaşıyorum. Babası şöyle diyor: “Oğlumun Ermeni arkadaşları da olsun isterdim. Onlarla da oynasın, bir şeyler öğrensin. Bunun eksikliğini duyduğum için bu gün buradayım.”

Bu röportaj 225 kez okundu
Yükleniyor...

YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI

    YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI

http://www.sevgihastanesi.com.tr/

http://www.agbaba.com.tr/

http://www.milenyumpark.com/

http://www.nemruthaber.com