Filmde Kürt meselesi, Ermeni meselesi, zorunlu göç, öteki olma, yol hikâyesi gibi birçok konu var. Filmde size en çarpıcı gelen nokta neydi?
Bilal Bulut: Ben hiç oynadığım Hevi gibi olmadım ama o karakteri çok iyi biliyorum. Yani birisi “Sen Kürtlere benzemiyorsun” dediği zaman sevinen ve o asimilasyonun içinde kaybolmak isteyen kişileri tanıyorum ben. Hevi üç boyutlu bir karakter. Hem ailesiyle, hem var olduğu toplumla hem de kendi Kürtlüğüyle çatışıyor. Ve bu karakteri çıkartmak için çok çalıştım. Bazen şirkete gittiğimde kovuyorlardı beni. Git, başka işlerimiz var diye...
Serdar Orçin: Yönetmen meseleyi anlatırken, “Duygu sömürüsü yapmayacağım, kimseyi daha haklı ya da daha haksız, zulüm eden ya da zulüm edilen olarak anlatmayacağım” dedi. Çünkü bundan da sıkıldık. Ben artık ağlayarak bir sorunu dinlemek istemiyorum. Bir sorunla yüzleşeceksek, akıllı olmalıyız. Yoksa hep biri daha haklı olacak ya da biri hep daha fazla acılı olacak. Akıllı bir şekilde, bir tarafa yaslanmadan, meseleyi anlamaya çalışmalıyız artık! Daha konuşulacak o kadar çok şey var ki!
Alevi meselesini bile yeni yeni konuşuyoruz.
Siz Batmanlısınız, filmdeki aile gibi. Film sizin hikâyenize benzer miydi?
Bulut: Bizimki zorunlu göç değil ama bizim köy korucu oldu. Biz orada barınamadık, geldik. Babam şu anda gene orada. Ben beş yaşında köyden çıktım, yatılı okudum. Savaş çocuğuyum ben aslında. Liseyi de
İstanbul’da dışarıdan okudum. Hikâyeyi okuduğum zaman da kendime yakın görmüştüm zaten.
Kürt meselesini yaşayan biri olarak siz ne düşünüyorsunuz?
Bulut: Seçimlere kadar barış için çok umutluydum. Ama seçimlerden sonra ben umudumu yitirdim. Ailece biz yaşadık bunun acısını, ölenler var, cezaevinde olanlar var, faili meçhuller var. Bütün Kürt ailelerde vardır bunlar. Bir kardeşim Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nde okuyordu, bir olay olmuş okulda, sadece Kürt olduğu için gözaltına aldılar. 8 aydır mahkemeye çıkartılmadı. Şimdi Kırıkkale Cezaevi’nde. Başka hiçbir nedeni yok. Diyorlar ki: “Ülkeyi sevmiyorlar.” E bırakmıyorlar ki sevelim! Ben çok seviyorum aslında. Bana şimdi deseler git
Batman’da yaşa, ölsem gitmem. Ben burada büyüdüm, var oldum. Ben konservatuvara giremedim, niye? Diksiyonum bozuk çünkü. Ama ben de bu ülkenin vatandaşı değil miyim? Ne yapayım, benim suçum değil ki? Okulda öğrendim ben Türkçe’yi, öncesinde bilmiyordum ki. Trakyalı nasıl girebiliyorsa ben de Batmanlı olarak girebilmeliyim.
Ermeni meselesiyle ilginiz var mıydı?
Bulut: Evet. Büyük bir amcam vardı ve o olaylara tanıklık eden biriydi. “Bir Ermeni öldürürseniz sünnettir, beş öldürürseniz cennete gidersiniz” dediklerini anlatırdı. Tüylerim diken diken olmuştu duyunca. Şu anda o çevrede biraz derine gidersen mutlaka Ermeni bir kadın çıkar ailede. Demek ki orada bir olay oldu. Zaten bizim filmin gerçeği de o.
Siz filmde bayağı karlar içinde iki gün yürüyorsunuz. Çekimler zor olmuştur herhalde?
Bulut: Ben üç tane film yaptım. ‘Press’ ve Kuzey
Irak’ta geçen ‘Doz’da oynadım. Levent Semerci’nin henüz vizyona girmeyen ‘Ayhan Hanım’ filminde oynadım. Ama en severek ve içten yaptığım ve yakınmadığım tek film bu. İnanın o karda soğuktan her akşam ağlayarak dönüyordum. Bazen akşam döndüğümde bakıyordum ayakkabım buz! Sabaha kurumuyordu. Öylece giyiyordum. Bazen söylüyordum prodüksiyona ama elde avuçta yok, ne yapacaksın. Araçlar vardı ama bir yere kadar gidiyorduk onlarla, tepeye yürüyorduk. Zordu ama güzeldi.
Peki siz, anneniz beni doğduğum topraklara götür dese, böyle bir yola çıkar mıydınız?
Bulut: Ben kesinlikle çıkardım. Annem benden öyle bir şey istese, beni hiç kimse durduramazdı. Anne çok kutsal bir şey. Ben 28 yaşımdayım, hâlâ annemi çok özlüyorum. O şimdi köyde,
Batman’da, burada kardeşlerim filan var ama annenin yerini hiç kimse tutmuyor. Ben de bu ataerkil dünyada en çok ezilenin kadın olduğunu biliyorum, kadın konusunda çok hassasım.
Tek kişi bile dilini konuşamıyorsa bundan hepimiz sorumluyuz
Daha önceden bu konulardaki tutumunuz nasıldı, filmle bir şeyler değişti mi?
Orçin: Kürt meselesiyle ilgili sorunlara uzak olmak imkânsız. Ermeni meselesi daha az konuştuğumuz bir şey. O köylerde vaktinde yaşananları artık herkes biliyor. Ama bu filmle daha yakın plana geldi. Bence politik olarak değil de insan olarak meseleye yaklaşmamız lazım. Eğer bu topraklar üzerinde yaşayan tek bir insan dilini konuşmakla, fikrini söylemekle, dinini yaşamakla ilgili bir sorun yaşıyorsa, bundan hepimiz sorumluyuz. Bunun siyasi, politik yanı yok. Aynı durumda ben de olabilirdim, öyle değilim diye, şanslı doğdum diye kendimi bir yerlerde görmek kadar alçakça bir yaklaşım olamaz.
Sizin dışınızda filmdeki ekibin hepsi Kürtçe biliyordu galiba.
Orçin: Çok genç bir ekipti ve çok özveriyle çalışıldı. Ekip bana yeniden amatör bir ruhla bir işe sarılmanın nasıl olduğunu hatırlattı. Evet ben dahil birkaç kişi dışında herkes Kürtçe konuşuyordu. Mesela bir evde çekim yaptık ve evin sahipleri inanılmaz matraklar, sürekli kakara kikiri dönüyor ama tabii ki Kürtçe. Ve ben öyle bakıyordum ve onlar da beni birbirlerine gösterip bana da gülüyorlardı! Öteki olmanın ne demek olduğunu anlıyorsun işte!
Başrolünde yer aldığınız ‘Can’ filmi Sundance’a gidiyormuş!
Orçin: ‘Can’ bize çok büyük bir sürpriz yaptı. Şu an hâlâ heyecanı içindeyiz. Ocak 18’de gidiyoruz, 29’una kadar da ordayız, 23’ünde de film gösterilecek. ‘Can’,
Anadolu’dan
İstanbul’a kaçarak gelmiş, birbirlerini seven bir çiftin çocuk yapma macerasını anlatıyor. Çocuklarının olmayacağını anlayınca illegal yolla çocuk edinmeye çalışıyorlar ve beceriyorlar da... Sundance’ta yarışmaya katılan ilk Türk filmi, 2000 film arasından yarışmaya giren 14 filmden biri Can.
radikal
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!