RÖPORTAJLAR

Malatya dansı !

25 Temmuz 2010, 20:50
Hasan Yiğitler

(ah le) Malatya, (vah le) Malatya, Bulunmaz Eşin!
Gelin Malatya’da, Baskilli hemşehrilerimizin deyimi ile bir “tor” atalım.

İlk durağımız Hükümet binası ile İnönü Heykeli’nin bulunduğu alan olsun. Kapalı
Çarşı’nın üstüne, her gelen belediye yönetiminin, gönülsüz gönülsüz bir şeyler yapmaya
çalıştığını, yerlere defalarca, ziftler, betonlar, muşambalar serildiğini, bazen ağaç
bazen çiçek dikildiğini, aylarca buralarda işçilerin çalıştığını, dünyalar kadar
masraf yapıldığını ama Malatya’nın kalbi olan bu alanın neden hiçbir zaman hiçbir şeye
benzemediğini bir düşünelim.

Malatya’nın kalbi olan bu alanın bu rezil-rüsva görüntüsünü bir kenara yazalım,
yürüyelim!

İkinci durağımız alt geçitler! Malatyamızın alt geçitleri hak ettikleri ilgiyi
görmüyorlar. Aslında kafile kafile turist getirip, kent trafiğini bu alt geçitlerle
nasıl içinden çıkılmaz bir hale getirdiğimizi, bunlar tasarlanırken projelerini neden
gizli-kapaklı yaptırdığımızı, bu geçitlere ilginç kavisler vererek sürücülerin duvara
çakılmalarını nasıl sağladığımızı, kışın buzlanmaları önceden düşünmeyip, geçitler
bittikten sonra iş makineleri ile deruni kertikler açtığımızı, arkadan gelen araçların
görünmeyeceğini önceden tahmin edemediğimiz için, iş işten geçtikten sonra geçitlerin
tepelerine, dükkanında aynası eksik olan fukara berberlerin ensemize tuttuğu aynalar
gibi düz aynalar taktığımızı, bu civardaki trafiğinin geçitlerden sonra nasıl daha
öncekilerden daha karmaşık hale geldiğini dünyaya anlatabilirsek paraya para demeyiz,
kalkın gidiyoruz!

Şimdi bir karşıdan karşıya geçme denemesinde!

Emeksiz alt geçidinin Halep Caddesi’ndeki çıkışında bir karşıdan karşıya geçme
denemesi yapıyoruz. Batıdan geçit yönüne gelirken, önce üzeri çay ocaklarının önünde,
alenen yaya kaldırıma yayılan ve oradan gelen geçen her türlü dişi varlığı büyük bir
iştiha ve vahşi nazarlarla temaşa durumundaki emekli-işsiz tayfasından canımızı
kurtarıyoruz. İki tarafı olması gereken birinci yolu geçmek için 3-5 yönü kollamamız
gerekiyor. Bu yan yolu geçtikten sonra önünüze alt geçidin çıkışı geliyor. Orada bir
durak yapmanız gerekiyor. Ya kırık olan banketin arasına sığınıyorsunuz, ya yaklaşık
20 cm.’lik kırık banketin üzerine, oraya kadar sağ salim gelmiş arkadaşlarla birlikte
tünüyorsunuz, veyahut da alt geçidin korkuluklarını tutarak öne arkaya doğru
sallanıyorsunuz. Önce sola, sonra sağa bakmanız yetmiyor. Aşağıya ve yukarıya da
bakmanız gerekiyor. Bu durumda iken arkadan geçen araçların çarpmaması için kalçanızı
içeriye çekmeniz, alt geçitten çıkan araçlardan korunmak için de burnunuz dahil ön
tarafınıza düşen bütün çıkıntıları muhafaza etmeniz icap ediyor. Tabii tüneme halinde
olduğunuz için arkadan ve önden geçen araçlardan tam bir korunma sağlamak için bazen
arkanızı, bazen önünüzü (korunmak amacıyla) kendinize çekerek yaylanmak zorundasınız.

Bu durum vatandaşlarımızın ilginç bir ritim tutturmalarına, bir ileri bir geri
sallanmalarına sebep oluyor. Alt geçit çıkışını geçebilirseniz neden yapıldığını
çözebilenin Nobel ödülü alacağı bir ara yolu aynı koşullarda kat ettikten sonra,
delikanlılarımızın tahsil hayatından daha çok vakit geçirdiği cep telefoncuların
birinin önünden hızla geçerek kendinizi Kiğılı Pasajı’na fırlatıyorsunuz.

Bu yolculuk sırasında korkudan zürriyetten kesilmediyseniz size büyük müjdeler var.

Çünkü korku, heyecan ve gerilim nedeniyle yüklendiğiniz adrenalin sizi bir dahaki
geçiş dansına kadar yaşatmakla kalmayacak, damarlarınızın genişlemesine,
tansiyonunuzun, kan şekerinizin dengelenmesine yarayacaktır.

Bu eşsiz denemeden sonra şimdi Çevre Yolu’na uzanıyoruz. Amanın!!! O da ne? Kurşuni
renkli bir toz bulutunun içinden, yalnızca gözleri görünen bir kısım Homo Sapiens
Sapiens, dozerlerin, grayderlerin, kamyonların, 20’lik inşaat demirlerinin arasında
hayal meyal seçilen dar bir geçitten, Yüzüklerin Efendisi Filmi’nin bir sahnesinden
çıkmış gibi karşılıklı olarak geçmeye çalışıyorlar. İki ayrı ve taraftan araçlar dahi
geçiş halindeler! Bu durumu kanıksamış olan bu zavallılar, insani bir duygu ile
hareket ediyorlar, arada düşenler yerden kaldırılıyor, kucağındaki çocuğunu tutmakta
zorlanan annelere yardım eli uzanıyor v.s… Bir vaveyla, bir cümbüş ki bu manzarayı
görmeyen ben Malatya’ya gittim demesin! Eğer 1 km kadar yürürseniz, Buğday Pazarı’nın
orada da bu tarih öncesinden kalmış geçitlerden bir tane daha görmeniz mümkün. Yalnız
oradan geçiş halindeki insanların üzerindeki toz biraz daha samani! Tabii ki bu
geçitler hep böyle kalmıyor! Günde birkaç sefer, bir sulama aracı gelip, suyun
yarısını yola, yarısını vatandaşın üzerine sıkarak tozla mücadele ediyor! Siz bu sefer
tozlu yolu mumla arıyorsunuz! Zaten iki taraftan (yine) tozu yuttuktan sonra bu sefer
de çamur deryasını, yol seçerek, zıplayarak, sek sek sekerek geçmek zorunda
kalıyorsunuz!

Velhasıl bu kadar gezmeden sonra, 2010 yılının Malatya’sı hakkında fikir
edinememişseniz, sizden umut yok zaten! Şimdi raporumuzu yazalım:

- Malatya’nın bugünkü hali, resimlerinden ve duyduklarımızdan algıladığımız 1930’ların
Malatya’sından daha geridedir.

- Malatya yolsuz bir yer haline getirilmiştir. Malatya’da, evrensel trafik kuralları
tamamen hükümsüz hale gelmiştir.

- Malatya trafiğinde yarım saat araç kullanarak –amiyane tabiriyle- kafayı sıyırmamış
olan herkes bırakın sürücü ehliyetini uçuş brövesi almaya hak kazanmalıdır

- Çok kısa bir zaman sonra Malatya’mıza gelecek olan Başbakanımızı (Sayın Cemal
Akın’ın düşman elinden kurtarır gibi rantiyecilerin elinden gece operasyonları ile
kurtarabildiği birkaç kurtarılmış bölge hariç), Malatya’da dolaştırın. Eğer
Başbakanımızın yüreği parçalanmaz, ağlama sesi yeri göğü tutmazsa ben bu bıyıkları
keserim!

- Malatya’da, gördüğünüzde hayran olacağınız, şahane bir Belediye Binası vardır,
Malatya’nın Belediye Başkanı vardır, Belediye’nin çalışanları vardır, Ancak
Malatya’nın bir belediyesi kesinlikle yoktur!

- Malatya, dünyanın en güzel belediye sarayına sahip bir büyük köy haline
getirilmiştir!

Buradan bir sitemimi dile getireyim! Konaklı arkadaşlara her rastladığımda, dert
yanıyorlar. Buradan sesleniyorum! Ey Konaklılar, yiyin, için, her gün halinize
şükredin! AKP iktidarı, sizin yerli işbirlikçilerinizle birlikte,
abidik-gubisik-ham-hum şaralop yapıp sizin belediyenizi iç etti, tamam! Ölüler,
dirilerin her gün helva yediğini sanırlar ya vallahi sizin belediyesiz haliniz bizim
belediyeli halimizden iyidir! Sesinizi çıkarmayın oturun!

Peki Malatyalı olarak tüm bunları hak ediyor muyuz?

Benim naçiz fikrime göre, evet!

Mahalle manavından karpuz alırken gösterdiğimiz itinayı, yıllarca bizi temsil ve idare
edecek yöneticileri seçerken gösteriyor muyuz?

Tövbeler olsun!

hasanyigitler@gmail.com Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Bu makale 131 kez okundu
Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...

YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI

http://www.sevgihastanesi.com.tr/

http://www.agbaba.com.tr/

http://www.milenyumpark.com/

TEST BANNER

http://www.nemruthaber.com