Mehmet Altan, neden Star gazetesinden ayrıldığını, hükümet baskısını ve medyanın içinde bulunduğu durumu muhalifgazete.com'dan Ceren Terziahmetoğlu'na anlattı:
Neden gazeteden ayrıldınız? Ayrılışınızın perde arkasında ne yatıyor?
Bu bir süreç tabii. Bu sürece gelen kilometre taşları vardı. Onları bir şekilde görmezden geliyordum. Bunlardan bir tanesi mesela, bir gün sabah kalktım, daha önce yazımda “baş yazı” ibaresi vardı. O ibarenin kalktığını gördüm. Bir başka gün yine sabah uyandığımda, internet sitesinde ki yerimin değiştiğini gördüm. Yazılarımın anonslarında ki özensizliği hiç katmıyorum. Bir gün bana bir şekilde ilanlardan dolayı artık 7 yerin 5 yazı yazacağım söylendi. Üstelik bunların hepsi benim fiilen gördüğüm şeyler. Emrivaki olarak yapıldı.
“NEYİ NASIL YAZACAĞIMA DAİR AYAR VERİLMEYE KALKILDI”
Daha ileri düzeyde neyi, nasıl konuşacağıma ayar verilmeye kalkıldı. Bir şekilde diğerlerini hadi görmezden gelsem de, benim nereye kime, nasıl konuşacağıma ayar verme gibi bir durum ile koyu askeri faşizm döneminde bile muhatap olmadım. Hayatımda ilk defa böyle bir talep ve tavırla karşılaşıyorum.
Patron baskısı mı?
Ne baskısı olduğunu bilmiyorum ama bir şekilde normal olmayan bir durum var. Ama 30 yıllık bir hoca ve 68’den beri yazı yazma sürecinde olan birisine kim, ne diye, neyi nasıl söyleyeceğine dair en hafif deyimiyle hoyratlık, bir kendini bilmezliği ilk defa yaşadım hayatımda.
Bazı çevreler size iktidar yanlısı olarak bakıyordu. Peki ne oldu da bir anda “istenmeyen adam” oldunuz?
“AK PARTİ’DEN ÖNCEDE VARDIM, YAŞARSAM AK PARTİ’DEN SONRADA OLURUM”
Türkiye’de insanları maalesef siyaset üzerinden belirlerler. Türkiye’de kimse yazıları filan okumaz.
Kitapları da okumaz. Genel bir kanaat vardır. Halbuki ben bu olaylar yaşanıncaya kadar bu gazetede 5-6 yıldır her gün yazı yazan bir adamım. Benim 35 tane kitabım var. Ben Ak Parti’den öncede vardım, yaşarsam Ak Parti’den sonrada olurum. Burada Türkiye’nin her şeye siyaset üzerinden bakma ve kaba taslak kanaatle insanları damgalamaya ait inanılmaz bir ilkel, kaba ve sığ bir tutumu var. Ben Ak Parti’den önce ne söylediysem ve ona yakın duran her icraatı destelerim, alkışlarım. Bu bugün içinde geçerlidir, yarın içinde geçerli olacaktır. O, inandığım ilke ve hedeflerden uzaklaşan birisi de olsa eleştiririm. Ben 1991’de “İkinci Cumhuriyet” demiş birisi olarak; iktidar yanlısı ya da muhalefet yanlısı yerine niye düşünce adamları, yazarlar, çizerler, akademisyenler kerteriz alınmıyor. Siyaset üzerinden bakılıyor çünkü Türkiye mesleksiz bir toplum. Yüzde altmışın mesleği yok.
“SİYASET HIZLI YÜKSELMENİN, SINIF ATLAMANIN ARACI”
Türkiye’de çok hızlı yükselmenin, sınıf atlamanın, saraya girmenin aracı siyaset. Piyasada çalışmak, üretmek, rekabet etmek yerine siyasette bir havuç yakaladığın vakit, piyasada hiç bulamayacağın büyük imkanları buluyorsun. Onun için insanlara siyaset üzerinden bakıyorlar. Yoksa kitaplarımda ortada, yazılarımda. Eğer bir eleştiri var ise, ciddi bir eleştiri söz konusu olacak ise, şunu yazdı da burada çelişti, burada böyle yazı şöyle yazdı diyen olmadı. Kendi tutarlılığımı teyit etmek açısından hiçbir zaman böyle bir şey ile karşılaşmadım. Kanaat başka bir şey, gerçek eleştiri başka bir şey.
Yiğit Bulut Habertürk’ün başındaydı ve hükümeti pek kızdıran bir isim de değildi. Buna rağmen bir anda işten çıkarıldı. Şimdi de Başbakanın danışmanı oldu diye haberler çıkmaya başladı. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
“BAŞBAKANI ELEŞTİREMEYEN, SADECE ÖVEN BİRİSİ DALKAVUKLUK YAPIYORDUR”
Ben olayları bireyler üzerinden değerlendirmiyorum. Biat anlayışı ile topluma nizam vermeye kalkışmak başka bir şey. Bir de demokratik çoğulcu eleştirisel bir yapı vardır. Şimdi Türkiye’de ki gelinen noktada, bu biat kültürü ile demokratik kültür arasında büyük bir açı farkı var. Bu açı gittikçede büyüyor. Fark büyüyor. Şimdi, başbakanı eleştiremeyen birisinin onu övmesine dalkavukluk denir. Eğer bu toplumda dostane eleştiri yerine dalkavukluk isteniyorsa, en büyük zararı o dalkavukluğu isteyenler başta olmak üzere toplum görür. Çünkü demokrasi durup dururken bulunmuş bir rejim ve sistem değildir. O insanların, kurumların, toplumların zaaflarını göstererek yardımcı olur. Siz eleştiriyi yok saydığınız vakit, çürümeye başlarsınız.
Başbakanın birkaç önce medya patronları ile yaptığı toplantı hakkında ne düşünüyorsunuz?
“SOVYETİK, FAŞİZAN BİR TEK PARTİ İKTİDARLIĞI YAPISI ORTAYA ÇIKTI”
Tabii bunları çok vahim buluyorum. Neden vahim bulduğumun en güzel örneği ise Uludere. Ben bu kadar değiştik, dönüştük, ilerledik, büyüdük derken Uludere beni dehşete düşürdü. Uludere’de katliam gece 21.30’da oldu ve Genel Kurmay bildirisine kadar bütün basın sustu. Allah’tan sosyal medya var. Mesela bir düğmeden idare ediliyor izlenimini veren ve bunun tersine de bir gelişmenin olmadığı, korkunç bir Sovyetik ve faşizan bir tek parti iktidarlığında bir yapı çıktı.
“ULUDERE, MEDYA AÇISINDAN BÜYÜK BİR SKANDALDI”
Cumhuriyet tarihinin en büyük facialarından biri olan Uludere’de 34 insan F16’lar ile korkunç bir şekilde katledildi. Yani kim o düğmeye bastı ise, bu olaya bu kadar sessiz ve bu kadar siyasi parmağa bakarak susmak dehşet vericiydi. Ve bence toplantının bir sonucuydu. Medya açısından büyük bir skandaldı. Ve o toplantının sonrasında olması da çok ilginç. Talimatla gazetecilik, besleme basını getirir. Gerçek gazetecilik yapılmadığı vakit, bunun sonucu olarak bir zarar meydana gelecektir. Çünkü halkı ilgilendirmeyen, yönetenlerin propagandasını yapan bir gazetecilik halk tarafından ilgiyle talep
edilir bir gazetecilik değildir. Onun sorunu yok Türkiye’de.
SÖYLEŞİNİN DEVAMI İÇİN TIKLAYIN..
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!