İşe 'ruh' katmak...
İşte size okyanusu geçip Seine nehrinde boğulma öyküsü...
Öykünün birinci kahramanı Esentepe - Şişli bölgesinde oturan ortaklarımızdan biri; ikincisi ise 'kibarlıktan' nasibini almamış, işini sevmeyen, mutsuzluğunu amatörce yansıtarak kendini de çalıştığı kurumu da 'hasarlayan' bir görevli... Hikayenin bundan sonrasını arkadaşımızdan dinleyelim:
'Bayram için stoklama yapmış, özellikle buzdolabının dondurucu bölümünü tıka basa doldurmuştum... Sabaha karşı beş sularında şeytan dürttü, uyandım. Elektrik kesikti. Sekizde elektrik hala gelmemişti. Buzluktaki her şey erimeye başlamıştı.
Elektrik arızasıyla ilgili başvurabileceğim numarayı öğrenip 186'yı tuşladım. Kulağımda, 'değerli abonemiz' falan gibi bir hitaba gerek duymadan ukala, çok bilmiş tavırlı bir hanımın sert sesiyle hazırlanmış bant kaydı...
BEDAŞ'ın programlı çalışması nedeniyle 'tahminen 9:00'da' enerji verilebileceğini öğrendim. Kulağım rahatsız olsa da, haber alabilmiştim...
9:00'u yarım saat geçtiği halde elektrik gelmemesine hazırlıklıydım. Yine aynı numarayı tuşladım. Neredeyse döven ses tonuyla konuşan hanım, bu kez 10:00 sularında enerji verilebileceğini söyledi. Buzluktaki ürünlere artık güvenip güvenemeyeceğimi bilemesem de dedikleri gibi enerjiyi verdiler; elektrik geldi.
Bunlar iş yapıyorlardı yapmasına, ancak parasını alarak hizmet verdikleri abonelerine nasıl hitap edeceklerini bilemiyorlardı. Gerekli önlemi almışlardı ama ruhları yoktu.'
Kurumun 'işleyen demir' gibi çalışan sistemiyle, dolayısıyla gerçekleriyle, algısı arasındaki farkı nasıl kapatabileceği üzerine pek fazla düşünmemişler anlaşılan. O ses, müşterisine nasıl hitap etmesi gerektiğini bilen bir üslupla 'kaydedilmiş' olsaydı, yani yaptıkları işe biraz 'ruh' katabilselerdi, hedef kitle nezdinde daha 'sahici ve sıcak' bir kabullenme görmezler miydi?
Ali Saydam-Akşam Gazetesi
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!