Taraf yazarına ölüm tehdidi
ÖLDÜREN VİRÜS TÜRKİYE'DE
PADİŞAHIM ÇOK YAŞA !
Milletvekilinin eşi fahişe çıktı
08 Eylül 2010 Çarşamba
EĞİTİMHABER SİTELERİSAĞLIKYARARLIPeygamber Ocağı’nı özelleştirmek caiz midir ?Okuyucu Beyaz Saray’ın Pentagon’a saldırmasını saçma bir düşünce olarak görüp “Böyle şeyler ancak Türkiye’de olur” diyebilir. Ancak 2001 yılında Savunma Bakanı olan Donald Rumsfeld, “vesayetçilik” ya da “darbecilik” söylemlerine sığınmadan Pentagon yetkililerinin yüzüne karşı açık açık şunları söylüyordu: Bugün gündemde olan konu, Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğine yönelik bir tehdit, hem de ciddi bir tehdit ortaya koyan düşmandır. Bu düşman… Müthiş bir uyumlulukla, serbest düşünceyi boğmakta ve yeni düşünceleri ezmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin savunmasında yarıklar açmakta, üniformalı insanların hayatlarını tehlikeye sokmaktadır. Amerika’da neo-con’ların ne kadar demokrat ve liberal olduğu konusunda bir tartışma olmadığından Rumsfeld böyle etiketleri üzerinde taşımıyordu. Zaten Rumsfeld’e de bu sözleri yüzünden kimse demokrat, liberal ya da anti-militarist dememişti. İşte şimdi okuyucu o sözleri yineleyebilir: “Böyle şeyler ancak Türkiye’de olur.” Rumsfeld’in konuşmasının üzerinden 24 saat geçmeden sözünü ettiği “devlet düşmanları”ndan 125’i ölmüştü. Çünkü Rumsfeld o konuşmayı 10 Eylül’de yapmıştı. Sanırım Abdurrahman Dilipak o tarihlerde henüz ebced hesabını öğrenmemişti (2) ama Amerikalılar bu konuda uzmandı: 11 Eylül’ü sıfır olarak hesaplayıp 12 Eylül sabahı, Dilipak gibi: “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” diyorlardı. Amerika’ya itikadı sağlam olanlar orada ne denirse buraya aktarmakta gecikmiyor: “40” türkü içinden ille de “Ergenekon” diyenler de bu postmodern soruşturma için aynı nakaratı söylüyordu: “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” ULUSAL GÜVENLİĞİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ Rumsfeld’in Pentagon’a saldırısı, özelleştirme ve taşeronlaştırmayı ABD ordusunun merkezine getirme amacını taşıyordu. Ancak ordunun görevlerinin taşerona devredilmesinin önünde küçük bir engel bulunuyordu: ABD anayasasına göre ulusal güvenlik açık bir şekilde özel şirketlerin değil, yönetimin görevi olarak tanımlanmıştı. (3) Peki bu süreç Türkiye’ye dayatılsa Anayasa’da buna engel olacak bir hüküm var mı? Devletleştirme ve Özelleştirme Başlıklı 47. madde, Vatan Hizmeti Başlıklı 72. madde, Başkomutanlık ve Genelkurmay Başkanlığı başlıklı 117. madde gibi birçok hükmü buna engel olarak gösterenler çıkacaktır. FELAKET KAPİTALİZMİ VE TÜRKİYE Amerika’da 11 Eylül sonrasında “belirlenen hedef terörizme karşı mücadele olmasına rağmen varılan sonuç, bir felaket kapitalizmi kompleksinin yaratılması şeklinde oldu: ülke içinde ve dışında özelleştirilmiş bir devlet güvenliği inşa etme ve bu işleri özel mülkiyet temelinde yürütmekten başka noktaya varmayan bir görev üstlenilerek, ülke güvenliği, özelleştirilmiş savaş ve felaket yaratma konularında tamamen yeni bir ekonomiye dayanan bir kompleks ortaya çıkmıştı.” diyor Klein.(5) Kapitalizmin yasaları burada da işliyordu ve şirketler arzları için talep yaratmak zorundaydı. “Güvenlik ideolojisi” eskiden devletler tarafından üretiliyordu şimdi ise şirketler tarafından. Savaşlar en çok onlara yarıyor. Pazar açıldığında devletin değil şirketlerin prim usulü çalışan işkencecileri, istihbaratçıları, tetikçileri, veri madencileri, lojistikçileri arz-ı endam ediyor. Özellikle sınır güvenliği endüstrisi için Türkiye inanılmaz kârlar vaat ediyor ve bu konunun kompetan şirketleri de İsrail’den çıkıyor. Mayınlı arazilerin temizlenmesi konusunda da İsrailli şirketlerin nasıl da hevesli olduğunu okuyucu hatırlayacaktır. Kasım 2009 tarihinde ise Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, CHP'nin verdiği soru önergesine cevabında İsrail ile yapılan gizli anlaşmalar olduğunu açıklıyordu. Temel yönelimi belirleyelim: Terörle mücadele konusunda karar ve yetkinin İçişleri Bakanlığı’na kaymasına ilişkin bir süreci yaşıyoruz. Bu konu Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun gerekçesinde de açıkça belirtiliyor. Terör, ulusal savunma değil iç güvenlik konusu olarak ele alındığında bu alandaki özelleştirmeler önündeki birçok engel de kalkmış olacak. Anayasa’nın ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değiştirilmesi bu alandaki şirketler için de büyük karlar vaat ediyor. İnsanın aklına yine soru işaretleri geliyor. Acaba orduya yönelik gündemdeki tavrın motivasyonu biraz da buradan mı geliyor? Ordu pasifize edilerek bu sürecin önü mü açılıyor? Diğer yandan Türkü Kürdü herkes toplumsal barış isterken süreç terörize edilip piyasanın “görünmez eli” tetiğe mi uzanıyor? İlker Kılıç Bu haber 122 kez okundu Yükleniyor...
İLGİLİ HABERLER
|
![]()
|