10 Şubat 2012 Cuma

Sol ve İslam ya da İslami sol

17 Şubat 2010, 20:28
Sol ve İslam ya da İslami sol
Nevzat Çiçek
Hürriyet Gazetesi’nin toplumuyla kavgalı yazarı, şairi, liberallerin ve ikinci cumhuriyetçilerin “korkulu rüya”sı Özdemir İnce 28 ve 30 Ekim tarihinde “Sol ve İslam” ve  “İslam ve sol politika” ismiyle iki yazı kaleme aldı.
Zülfü Dicle’nin Taraf Gazetesi’nde  Neşe Düzel’ e 20.07.2009 tarihinde verdiği röportaja atıfla Dicle’nin “Sol, önce, dinin gericilik kaynağı olduğu saçmalığından vazgeçmeli.
Bu ülkede halkın yaşadığı bir İslam kültürü var.
Sol, İslam’la temas kurmak, barışmak zorunda” sözüne şiddetli muhalefeti ve  “Bu ülkede halkın yaşadığı bir İslam kültürü”nün ne olduğunu bilmesi ile suçlaması ve bu suçlamaları yaparken Dicle’ liye “Biraz tarikat ve cemaatleri incelerse halk İslam’ının afyondan beter eroin ve kokain olduğunu belki görür.
Bu halkın yüzde bilmem kaçı, bir tarikatın müridi olarak şeyhinin bokunda keramet aramakta, eşinin tarikat şeyhi ile zina yapmasına göz yummaktadır.” Diyerek“Gerçek İslam’a değil Hurafeler İslamına inanan, arada halifeler, şeyhler, veliler olmadan Allah’a inanamayan, Peygamber’in yolundan gitmeyip tarikat ve cemaat şeyhlerinin peşinden giden mürteci Müslüman halkımızı solla barıştırmanın, daha doğrusu, solu mürtecilerle barıştırmanın herhangi bir gereği de yok.” Demektedir.
İnce iki gün sonraki yazısında ise “Solun sorunu dinle siyasal ilişki kurmamak değil. Böyle bir ilişkiye zaten gerek yok”…diyerek. “Günümüz solu belki türbanı gericilik simgesi olarak görüyor ama türbancı olmayan, türban putuna tapmayan kesimin Türkiye Müslümanlarının yüzde 90’ını temsil ettiğini çok iyi bildiği için, namaz kılanı, oruç tutanı kesinlikle gerici olarak değerlendirmiyor.” Diyor.
Özdemir İnce gibi İslam üzerine çok büyük araştırma yapmayan ancak geleneksel olarak  İslam ile sol düşünce arasındaki uzlaşmaz farklılıkları ve İslam’ın gerçeklerden uzak metafizik bir düşünce olduğunu tespit ve ispat etmeye çalışmaktan, İslam’ı anlamaya vakit bulamamış aydınlar solun Müslüman’ın zihninde farklı çağrışımlara sebep olduğunu, aynı şekilde buna uygun düşünce akımlarının da oluştuğunu  görmezden geliyorlar.
 Mustafa Sıbai’nin “İslam Sosyalizmi”, Ali Şeriati’nin “Sol İslamı”, Nurettin Topçu’nun “Müslüman Anadolu Sosyalizmi”, Hasan Hanefi’nin “İslami Solu” bu düşünce akımlarına en güzel örnekleri teşkil ediyor.
Bu kavramlar, İslami aydınlanmanın yanı sıra, daha çok özgürleşme, aydınlanma ve hatta sekürleşme olarak geliştirilmiştir. Müslüman dünyanın içinde bulunduğu entelektüel sefaleti aşma çabasına karşın,  Solun İslam’a bakışı ve onu algılayışı ise genellikle İslam dairesi içerisinde bulunan çok çeşitli görünümlerin ötesinde ve dışındaki İslamla; yani daha doğru bir ifadeyle solun  kendisinin tanımladığı İslam’la ilgilidir.
Tabi burada bütün solu tek bir anlayışın merkezine koymak haksızlık olacaktır. Burada ele alınan sol, Özdemir İnce’nin solu daha doğrusu Kemalist sol anlayışıdır. Çünkü, en basitinden bile devletin koyduğu türban yasağını savunmak ve onun arkasına sığınmak asla ve asla solun işi değildir ve olmamalıdır.
Ancak Kemalist sol ideoloji bunu bir varlık nedeni ve sızma girişimi gördüğü için buna karşı çıkmayı ideolojisinin  bir gereği olarak görür. Solun  büyük bir kısmı Kemalizm\'le ilişkisi bağlamında bu yola girdi ve hala tökezlemeye devam ediyor.
Çünkü Cumhuriyet kurulurken kafalarında yarattığı yeni modele en çok tepkiyi İslami kesim verdiği için solun büyük bir kısmı hayali bir dindar profili çıkararak İslam’ı gericilik Müslüman’ı da karanlık kimse olarak tanıdı.
Bu nedenle sol’un kafasında yarattığı şablonun siyasi görüşü,  iktidara gelince “Gericilik kazanıyor” yaftalarının yapıştırılması normaldir, çünkü onlara göre bu bir kavgadır. Kavga “Cumhuriyet” için yapılırken “Cumhur” gericidir ama onunda bir şekilde doğruyu bulmasına yardım edilecektir. Özdemir İnce’nin savunduğu görüşlerin siyasal anlamdaki karşılığı 28 Şubat sürecinin ideolojisidir.
Bu bakımdan İnce’nin Türban putuna tapmayan kesimin Türkiye Müslümanlarının yüzde 90’ını temsil ettiğini çok iyi bildiği için, namaz kılanı, oruç tutanı kesinlikle gerici olarak değerlendirmiyor” sözü gerçeği yansıtmayan bir tespittir.
Özdemir İnce’nin tespiti İslam’ı “geçmiş ve şimdi” çerçevesinde düşünmekten çıkarıp, “biz ve onlar” eksenine getirdi. İnce’nin bu düşünceye gelmesinde toplumdan biraz uzak kalmasının ve Ak Partinin iktidara gelmesinin çok büyük etkisi var.
Sosyalist düşünür Bloch, dinin ele alınmasında sol gelenek için iki eğilimi tarif eder.“Soğuk akım” dediği eğilimde, dini tek kimlikli ve tek yönlü bir olgu olarak değerlendirir. İçindeki her şeyin olumsuz olduğuna inanır.
Din onlar için, ezelden beridir değişmeyen, hep aynı kalmış bir tutuculuğun adıdır. Durağan bir okumadır. İkinci eğilime ise “Sıcak akım” der, sol/ Sosyalist geleneğe. Bunlar, dindeki ikili dünyayı görür. Onun diyaletik bir öze sahip olduğunu bilirler.
Din değişkendir, kimi zaman efendilerinin, kimi zamansa mazlumların diline sahip olur. Bu dili ona verense Tanrının sözünü eline alan insandır.” İnce yazısında “Halk İslamı” derken solun da yeri geldiğinde dini mazlumların dili olarak kullandığını unutuyor.
Kur’an-ı Kerim Kafirun süresindeki   “... Sizin dininiz size, benim dinim bana.”mesajındaki evrensel tahammül, Özdemir İnce solunun tanımadığı ve asla tanıyamayacağı bir algı perspektifidir.
Abdullah Öcalan bile bugün Özdemir İnce’den bu konuda  düşünce olarak öndedir. Marksist ve sınıf hareketi olarak temelini attığı PKK’nın bile dine olan bakışı değişmiştir. Kürt siyasetinde seküler Kürtler ile dindar Kürtler arasındaki çekişmenin farkında olan Öcalan, CHP gibi yapmayarak yeni söylemleri hayata geçirebilmiştir. DTP’nin Hakkâri Belediye Başkanı’nın İlahiyat kökenli olması ve “Kur’an’da fitne”kitabının bulunması bile önemlidir.
Bu bakımdan İnce’nin “Mürteciler” dediği halkın sayısı bu toplumda az değildir.
Eğer Türkiye’de sol gerçekten istediği düşünce tarzının bu halkta yankı bulmasını istiyorsa önce din ile barışmak zorundadır. Bu barışma bir özeleştiriye dayanmalı ve yeni söylem ve projelerle desteklenmelidir.
Eğer bu toplumda İnce’ye göre gericilik varsa bunu aşmanın yolu halkın inancını görmezden gelme değil bilakis o inanç sahibini önce tanımaktan geçiyor.
İnce’nin tam gerici olmakla suçladığı Fethulahçılar nedeniyle, Mısır merkezli Müslüman Kardeşler bile “Fethullah Gülen” modeli nedeniyle tartışma içerinse girmiş ve bunu savunan gruplarla diğer gruplar örgüte hakim olmak için mücadele ediyor  ve  Arap ülkelerinde bu modelle ilgili konferans üstüne konferans yapılıyorsa, bu ve diğer fikri akımlarını bu ülkede küçümsemek veya görmezden gelmek  sola ne kazandırıyor.
Sol bu bağlamda “İslami sol”u” hala görmezden geliyorsa, Gülen Hareketi’nin fikri karşısında hangi fikirle çıkıyor.  İnce’nin savunduğu solun dünyadaki karşılığı nedir?,  Hangi ülkede bununla ilgili bir konferans düzenleyebilir.
İslam ve Sol bağlamında, Birikim Dergisi’nin Ekim sayısındaki “Sol ilahiyat”,Özgün Düşünce Dergisi’nin 2. sayısındaki “Sol, Sosyalizm, İslami Sol”, İslamiyat Dergisi’nin 2. sayısındaki “İslam’ın sol yorumu” yazılarını eğer İnce okursa sanırım yerli bir soldan vazgeçer. Birbirini anlayan, paylaşan, deneyim ve potansiyelerlerini bölüşen bir toplum olma yolunda hızla ilerleriz. Din gerçeğin üzerindeki tüldür. Siz o  tülü ister kaldırın isterseniz  nasıl olsa tül var diyerek daha kalın kumaşlarla örtün.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    GAZETE MANŞETLERİ

    Bigpoint 300x250

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Sitemizin yeni tasarımını beğendiniz mi ?

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    KARİKATÜR

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV