23 Mayıs 2012 Çarşamba

Cezaevlerinde yaşanan sorunları dile getirdi

CHP Malatya Milletvekili Veli AĞBABA'nın cezaevlerinde yaşanılan sorunlara gündeme getirdi.

14 Şubat 2012 Salı 22:47
Cezaevlerinde yaşanan sorunları dile getirdi
Ağbaba'nın, TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşma ....

Sayın başkan, değerli Milletvekilleri

Hapishanelerde yaşanan sorunlar üzerine söz almış bulunuyorum. Sizleri ve izleyenleri saygıyla selamlıyorum.

Hapishaneler, bulundukları ülkenin aynasıdır. Bir ülkenin insani gelişmişliğini, demokrasi seviyesini, temel hak ve özgürlüklere verdiği önemi hapishanelere bakarak anlayabilirsiniz. Aslında, hapishaneye değil, kendinize bakıyorsunuzdur.

Adalet bakanlığının verilerine göre, hapsedilmiş insan sayısı 130 bini aşmış durumda. Bu sayı Kilis’in, Tunceli’nin, Ardahan’ın ve Bayburt’un nüfusundan fazladır. Yani 81. vilayet Düzce, 82. vilayet hapishaneler. Neden bu kadar çok mahpus var? Neden bu kadar çok hapishane var? Ve adalet bakanlığı onlarca hapishane yaptırmayı neden düşünüyor? Hapishane sayısı, mahpus sayısı övünülecek bir şey değildir. Bu tablo karşısında herkesin oturup düşünmesi gerekiyor.

İnsanları hapishanede toplayıp 82. vilayeti kurmak kadar, o vilayette cezayı, işkenceye dönüştürmekte ayıptır. Maalesef adil yargılama konusunda karnemiz hiç iyi değil. Avrupa insan Hakları Mahkemesinde en çok ceza alan ülke, bizim ülkemiz. Adil yargılayamadığımız insanlara hiç olmazsa cezalarını adilce çektirmek gibi samimi bir niyetimiz ve gayretimiz olmalı.

Türkiye’de pek çok tipte hapishane bulunuyor. Her hapishanede pek çok sorun bulunuyor ancak F tipi hapishaneler, fiilen işkence tezgâhı gibi çalışıyor. Ben Tekirdağ 1 ve 2 Nolu F tipi Cezaevlerini gezdim. Silivri’yi gördüm. Burada gördüklerimden bir kaçını sizinle paylaşmak istiyorum. Tekirdağ 2 Nolu F tipinde açık görüş yapamadım. Müdür izin vermedi. Oysa yasalar gereği, bir milletvekilinin açık görüş yapması gerekir. Ancak Hapishane müdürü, ne yasa takıyor ne de milletvekili. Çünkü, oradaki tutuklular, müdürün insafına terk edilmiş.

Sadece Tekirdağ’daki F Tipleri değil, ülke genelindeki F Tipi hapishanelerin hemen hepsi aynı durumda. Öyle yasaklar, öyle disiplin cezaları var ki aklınız almaz. Bana gelen mektuplardan, hapishane raporlarından ve kendi gözlemlerimden edindiğim birkaç yasağı sizinle paylaşmak istiyorum.

• 2 taneden fazla kazak, gömlek, tişört yasak.
• 1 takım eşofmandan fazlası yasak.
• Kuru boya dahil her türlü boya kalemi yasak
• 3 taneden fazla kitap bulundurmak yasak
• 2 çiftten fazla ayakkabı bulundurmak yasak
• Uhu, prit ve her türlü yapıştırıcı yasak
• Renkli kağıt yasak
• Türkü söylemek yasak, türkü….
• Bağırmak, Slogan atmak yasak
• Herhangi bir şeyi amaç dışı kullanmak yasak. Mesela; eski bir atletinizle yeri silerseniz, atleti amaç dışı kullanmış olursunuz. Yasak olduğu için ceza alırsınız.
• Üç kişilik ya da tek kişilik hücrenin dışına asla çıkmanız yasak.



Yasak olmayan tek şey, nefes almak ve ölmeyecek kadar, yemek, içmek! Böyle ceza olur mu? Bunun adı işkencedir. Oranın adı da işkence hanedir.

Bir örnek daha vermek istiyorum: Haftalık on saat uygulanması gereken sohbet hakkını, 1 saniye ile on saat arası yorumlayan hapishane idareleri, keyfi uygulamalara başvuruyor. Mesela Kandıra F tipinde günlük 15 dakika olarak uygulanıyor. Bir hücrede bir ömür yatacak insanlar var. Bir hücrede bir ömür geçer mi? Bu kadar acımasız olunur mu? İdam cezasının yerine ağırlaştırılmış müebbet cezası alan bir insan, aslında her gün idam edilmiş olmuyor mu?


Değerli arkadaşlar;
Pek çoğunuz Hrant Dink katliamı konusundaki tavrımı biliyorsunuz. Hrant Dink davasının sonucu da çok yetersiz bulduğumu zaten bu kürsüden duyurmuştum. Ama bugün, katil Yasin Hayal ve Ogün Samast’ın da hakları olduğunu hatırlatmak istiyorum. Yaptıkları ne kadar lanet olursa olsun, onlara ömür boyu işkence çektiremeyiz.

Tekirdağ 1 Nolu F Tipinde kalan İlyas Argun adında bir genç tutuklunun elleri soğuktan önce morarmış. Sonra, morluklar siyahlanmaya başlamış. Kangren tehlikesi halen devam ediyormuş. İlyas hapishane’den iki elini kaybederek çıkmamalı. Peki, İlyas’ın iki eli neden tehlike altında? Çünkü, hapishane idaresi doğalgaza geçmek için, yaz aylarını değil, kasım ayını tercih etti. Zemheri soğukları erken geldi. Bir ay boyunca ne kaloriferleri yandı, ne de İlyas’a bir çift eldiveni ulaştırmak mümkün oldu. Hapishane de eldiven de yasak. İlyas, Türkü söylediği için, hücre cezası almamalı. Kışın üşüdüğünde giyebilecek kazağı, yazın terlediğin de değiştirebilecek tişörtü olmalı. Ellerini kesilmeden koruyacak bir çift eldiven, İlyasa çok görülmemeli.


Değerli arkadaşlar;

Hapishane insan öğüten bir canavar, olmamalıdır. Devletin yükümlülüğü, sağ-salim aldığı insanı aynı şekilde cezasını çektirmek ve günü geldiğinde özgürlüğüne uğurlamaktır.

İnsan Hakları Derneğinin 2011 verilerine göre; hapishanede 300’den fazla ağır hasta bulunmakta ve bu hastaların pek çoğu ölümün kıyısında. Hapishanede tedavi koşulu olmayan bu insanlar, aslında ölüme mahkum edilmiş olmuyor mu?

Gazeteci Suzan Zengin, ilerlemiş hastalığına ve yaşına rağmen, uzun süre hapishanede kaldı. Tahliye edildikten birkaç ay sonra yaşamını yitirdi. Üstelik kendisi, hükümlü bile değildi. Kanser hastası Güler Zere: “beni ölümün kıyısına getirip tahliye ettiler” dedi ve 6 ay sonra öldü.

Abdullah Akçay, 14 yaşında bir suç çetesi tarafından kaçırıldı. Suça bulaştı. Tutuklandı, hırsızlıktan hüküm giydi. Gençliğe hapishanede adım atan Abdullah, 18 yaşında lösemi hastası oldu. Son günlerini ailesinin yanında, çocukluğunu geçirdiği köyünde geçirmek istiyordu. Ama penceresi olmayan, dört duvar içinde, demir kapanının arkasında, bir hastane hücresinde öldü. Ve içerde şimdi Suzanlar, Gülerler, Abdullahlar ölümün kıyısında bekliyorlar. Ölüm onları almadan, bizler onların son günlerini sevdikleriyle, hasretleriyle geçirmek için çaba harcamalıyız.

Şimdi de size, İnönü Üniversite’sinin eski rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun hikâyesini anlatacağım. Fatih Hoca, Ergenekon davası kapsamında tutuklandı. Sağlığı bozuldu. Adli tıp, hapishanede kalmasında sakınca görmedi. 2 ayda bir hastanede tedavisi gerektiğini belirtti. Ama Hilmioğlu, 2’şer aylık dönemlerde tedaviye götürülmedi. Fatih Hoca’ya Murat Kölük Devlet Hastanesi “Tedavi edilmezse kanser olacak” dedi. Kısa bir süre geçtikten sonra Fatih Hoca’da kanser başlangıcı olduğu tespit edildi. Ve belki de şu an kanser hastası oldu.

Kemal Gömi, Akıl hastası ve tek başına hayatını idame ettirmiyor. Resmi kurumlarca verilmiş 11 rapor var. Hala bırakılmıyor.

Hapishanede ziyaret ettiğim, Gazeteci Mehmet Yeşiltepe, beyninde bir litreye yakın suyla, her an ölüm tehlikesi altında yaşıyor.

Mehmet Haberal’ın fizik tedavi görmesi gerekiyor ama yatırıldığı hastanede fizik tedavi uzmanı yok.

İnsanları yargılıyor musunuz, süründürüyor musunuz? Cezayı mı infaz ediyorsunuz, İnsanları mı infaz ediyorsunuz?



Isparta E Tipi Cezaevinde, Özgür Uygun adlı hükümlü, intihar sonucu felç geçirmiş. Hareket edemiyor, hiçbir ihtiyacını karşılayamıyor. Kardeşi Soner, Özgüre bakmak için hapishaneye girmiş ve ona bakıyor.


Değerli arkadaşlar, cezaevi meselesi, insani bir meseledir. Hasta mahpusların tedavisi için gerekli düzenlemeleri yapalım. İçerde tedavi olamayanların tahliye edilmesi için gerekli yasaları daha aktif hale getirelim. Ceza infaz kanunu yeniden düzenleyelim. Türkü söyleyen ceza verme utancından kurtulalım.

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    GAZETE MANŞETLERİ

    Bigpoint 300x250

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Sitemizin yeni tasarımını beğendiniz mi ?

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    KARİKATÜR

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV