23 Mayıs 2012 Çarşamba

Devleti sopasız bıraktık

Vicdani retçi İnan Süver’le buluşmak için belirlediğimiz yerde beklediğim gibi bıkkın, bezgin, deyim yerindeyse ağzından cımbızla laf alınacak bir İnan Süver’in tam aksi; hareketli, konuşkan, sıcak, samimi, bir şeyler yapabilme arzusunda. Yıllardır tanışıyormuş gibi tokalaşıyoruz. Ses kayıt cihazımın olmadığına takılıyor kafası, sonra sıradan sayılan fotoğraf makineme, defterime kalemime… “Hepsi bu mu” diye soruyor. Daha çok soruları o soruyor. Yaklaşık ilk 20 dakika hep onun sorular sorduğunu benim cevapladığımı fark ediyorum. “Nerede okudun? Kaç yaşındasın? Nereden geldin?” gibi… Onun hikâyesinin nerede, nasıl başladığını sorduğumda ise hemen cevaplıyor: “Vanlıyım. Muhafazakâr sayılabilecek devletin baskısı altında sinmiş yoksul bir ailenin çocuğuyum. Çocuk yaşlarda iken ekonomik nedenlerle memleketten göç ettik” diyor.

21 Aralık 2011 Çarşamba 20:22
Devleti sopasız bıraktık
Sonra uzun uzun sorgulayan, meraklı çocukluğundan bahsediyor. Gençlik yıllarını sürekli öğrenme sorgulama ile geçirmiş. Örneğin çeşitli tarikatların içine girmiş, sarık-cübbe bile giymiş. “Devletin Kürt meselesine karşı tutumundan kaynaklı baskıyı  - bir Kürt olarak – ben de derinden yaşadım” diyerek, aslında politikleşme sürecini kısaca özetliyor. Aynı yıllarda ölüm oruçlarında hayatını kaybedenlere ilgi duymuş cezaevi kapılarında beklemiş, coplanmış… “Hep arayış içinde geçirdim” diyor. Halen bilen yanında bulunan İncil, Kur-an ve Karl Marks’a ait kitapların bulunduğunu ve bu kitaplarla cezaevine giriş yaparken gardiyanların şaşkınlığını anlatıyor.

‘HİÇ FİRAR ETMEDİM’
Askerliğin, insanın kişiliğini elinden alan bir uygulama olduğunu söyleyen Süver, “Kişiliğime, irademe, düşünceme yapılan bir saldırı, bir kuşatmadır” diyor. Süver’in etrafı, ilk defa 2001 yılında asker kaçağı iken nüfus cüzdanı çıkarmak için gittiğin nüfus müdürlüğünde kuşatılıyor. Apar topar eline tutuşturulan sinüsle Erzincan’a gönderiliyor. Vicdani ret bilinci henüz yok sayılacak bir dönemde iken gittiği acemi birliğinde, hiçbir emre itaat etmediğini söyleyen Süver, “Devre kaybı olarak gittiğim için beni sorunlu gençlerden sandılar. Emirlere itaat etmedim. Silaha elimi sürmedim. Boya-badana işlerine gönderiyorlardı. Doğru düzgün üniforma giymişliğim bile yok” diyor. ‘Firar’ konusunu sorduğumuz da ise araya giriyor: “Baştan söyleyeyim; ben hiç firar etmedim. Çarşı, hastane vb. izinler ile kışladan çıktığımda tekrar geri dönmedim, o kadar. Geri dönersem; bu, ‘askerlik yapacağım’ demek olurdu.”
 
‘ZORLASALARDI YAPABİLİRDİM’

Vicdani ret bilinci, tam olarak, acemi birliğindeki aldığınız disiplin cezalarında oluşup oluşmadığını sorduğumuzda ise cevap şaşırtıcı: “Acemi birliğinde iken reddetme bilincim çok yoktu. Aslında biraz üstüme gelseler, baskı yapsalardı; askerlik yapabilirdim.” Süver, her geri dönmediği izinde ailesinin yanına, İstanbul’a gidiyor ve her defasında burada yakalanıyor. Acemi birliğindeki son çarşı izninden de geri dönmeyen Süver, tekrar yakalandığında usta birliği olarak İzmir’e gönderiliyor. Süver, burada da emirlere itaat etmiyor, silaha elini sürmüyor ve üniforma giymeme konusunda da direnmeye devam ediyor. Tabii ki çarşı vb. izinlerde geri dönmemeye de… Süver, İzmir’deki usta birliğine geldikten bir hafta sonra çarşı iznine çıkıyor ve sonrası malum. Tekrar yakalanan Süver, İzmir’de geçen disiplin cezalarıyla dolu 3 ayda, ortalarda dolaşmaması, denetlemelerde sorun yaratmaması için tam 4 defa 20 günlük yatak izni verdiklerini söylüyor. “Benim koğuş sorumlusu olmamı istiyorlardı. Denetimlerde ortalarda dolaşmamı, komutanları zor durumda bırakmamamı; böyle yaparsam ‘disko’ (disiplin koğuşu) cezası almayacağımı söylediler. Yine bir 20 günlük yatak istirahatı vermek için götürdükleri hastanede bir an boşluk buldum ve kaçtım” diyen Süver, 8 ay sonra tekrar yakalanıyor.
 
Bu kez Şirinyer Askeri Cezaevi’ne götürülen Süver’in vicdani ret bilinci tam olarak burada gördüğü işkenceler (en kısası 4 saat sürüyormuş) sayesinde oturuyor. 4 ay Şirinyer Askeri Cezaevi’nde kaldıktan sonra kışlaya götürülen Süver, bu sefer de hava değişimi için çıktığı izinden geri dönmüyor. Uzun süren bir kaçak hayatından sonra 2006’da tekrar yakalanan Süver, Hasdal Askeri Cezaevi’nde geçen 20 günden sonra tekrar Şirinyer Askeri Cezaevi’ne götürülüyor. 3 ay sonra cezasını tamamlayıp kışlaya geri dönüp askeri hizmetini tamamlamak üzere hava değişimine yolladıklarında geri dönmeyen Süver, 2010’da tekrar yakalanıyor. Sırasıyla Kasımpaşa, Şirinyer, Buca, Gediz, Manisa ve Balıkesir Cezaevi’nde yatan Süver,  25 ay cezaevinde yatmış. 10 ay da askeri kışlada, kendi deyimi ile ‘askeri yarı açık cezaevi’nde kalmış; “3 yıl çocuklarımdan eşimden işimden ayrı geçti; tam 12 yaşında oğlum 3 yıl benden ayrı kaldı” diyor.

‘TAHLİYE OLMADIM, İNFAZIM DURDURULDU’

Vicdani ret ile ilgili yasal bir düzenleme olmazsa 9 ay daha yatacağını söyleyen Süver, tek korkusunun ‘tekrar özgürlüğümden, eşimden, çocuklarımdan mahrum kalmak’ olduğunu söyleyen Süver, “Vicdani ret, cesaret gerektirir. Çünkü salt olarak askerliği reddetmek değildir Örneğin bir siyasi davadan yatan insanlar içeride yalnız bırakılmıyor. Fakat biz hem içeride, hem de dışarıda yalnızız. Hapiste bir statümüz, örgütlülüğümüz yok.  Yani gelenin vurduğu gidenin vurduğu şamar oğlanıyız. Gerek askerlikte, gerekse silahlı mücadelede, elinize silah alıp taraf olmak kolaydır. Oysa vicdani ret, tarafsızdır. Bu yüzden kendine güvenmektir”. Süver, “Yehova Şahitleri’ni örnek göstererek, “meşru savunma haricindeki tüm şiddeti reddeder” diyor, vicdani ret için. Vicdani reddin İslam’da bile yeri olduğuna dikkat çeken Süver, “Vicdani ret, savaş karşıtı bir tutumdan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla da tüm savaşlara, sömürgeye, egemenlere karsı bir başkaldırıdır.  Burada Türkiyeli muhafazakâr, dindar ya da yine dindar muhafazakâr Kürt gençleri de İslam’ı iyi anlayabilirlerse ret edebilmeleri için ne kadar çok neden sebepleri olduğunu göreceklerdir. Örneğin, Nisa suresi 90. ayet “Ancak, sizinle kendileri arasında anlaşma olan bir kavme sığınanlar yahut sizinle savaştan veya kendi kavimleriyle savaşmaktan bıkarak size başvuranlar müstesnadır. Allah dileseydi onları başınıza bela ederdi de sizinle savaşırlardı. Eğer sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış teklif ederlerse Allah onlara dokunmanıza izin vermez” der. Dikkat ettiyseniz; Medine’ye sürgün edilmiş Müslümanlar  içinde savaşa katılmayanlar da vardır. Buna peygamber hiçbir zaman zorlama yapmamıştır. Askerliğe teşvik için ganimet vaat edilmiştir. Fakat bu  tümden ret etmek demek değildir; olmamalıdır. Köyü yakılan, anasına- babasına gözleri önünde işkence edilen veyahut yıllarca kendisi işkenceden geçmiş birine şiddete şiddet ile karşılık verme diyemem” diyor ve yaşadığı bir olayı anlatıyor: “Bakın ben  2010 yılının mayıs ayında Van’daydım. Tam 15 yıl sonra Van’a gitmiştim. Özalp ilçesindeydim. O gün Mustafa  Muğlalı kışlasından mahallenin içine bomba atılmış, 5 kişi yaralanmış, bir çocuk da ölmüştü. Sırf gözlemlemek için neler olup bittiğini anlamak için ayaklanmış kitlenin arasına girmiştim. Derken cenazeyi defnederken ağlayan ağıtlar yakan analar babalar; arkadaşlarını  kardeşlerini kaybetmiş çocukların, gençlerin arasındaydım ve bir süre sonra şiddeti ret eden ben en ön saflarda elinde taş ile kışlayı ve karakolu taşlayan ben olmuştum. Yani savaşın içinde olup da şiddeti ret etmek, savunma yapmamak gerçekten zor işmiş, bu öyle empati ile falan olmuyor; anlamak için bizzat yaşamak gerekir. İşte savaşın bu acımasızlığı tam da buradaki öfke ile oluşan akıl tutulmasıdır. Bizim yapmak istediğimiz budur. Yani en azından durun soluklanın bir daha düşünün demektir.” Sonra ekliyor; “O gün başka ne oldu biliyor musun? O gün benimle orada taş atanlardan birkaç genç olaylar dindiği kepenkler açılıp ilçe normal yaşama döndüğü saatlerde askere gitmek için hazırlık yapmaya başladılar. Kendilerine ‘Ya arkadaşlar neden askere gidiyorsunuz? Siz sabahtan beridir askeri kışlayı taşlıyordunuz.’. Aldığım cevap çok daha ilginç. Gençler, ‘Askerden kaçmak çok zor. Devlet yakamızı bırakmaz ömür boyu işkenceye dönüşür hayatımız.’ Biliyor musun? Şırnak’ta daha geçenlerde ‘Biji serok’ sloganları atarak 600 genç askere gitti. Bu çelişki, bu korku, sindirilme beni çok üzüyor. Yani öyle bir korku ki, adam askere giderken slogan atıyor. Karanlıkta korkup ıslık çalınır ya hani korkuyu atmak için üzerinden; işte bu korku öyle bir korkudur” diyor ve ekliyor: “Korkaklar saldırır. Cesurlar ise gelecek tehlikeye hazırsa saldırmaz, onu bekler. İşte vicdani ret bu anlamıyla da bireysel bir özgüvendir. Vicdani ret; gücünü özünden, doğruluğuna olan inancından alır, Kürtlerin özünde yapısında bu gelişmemiştir. Feodal yapının altında yıllarca inim inim inlemesine rağmen bu kadar geç kırabilmesi, hatta tam olarak kıramaması da burada yatmaktadır” diyor.

‘KCK OPERASYONLARI KÜRT VİCDANİ RET HAREKETİNİ BİTİRDİ’

Peki, bundan sonra ne yapılabilir? Vicdani ret nasıl tam olarak herkesin benimseyeceği şekilde kitleselleştirilebilir? Bunun barışa katkısı ne kadar olur diyorum:  “Bakın” diyor. “Bu konuda en fazla yoğunlaşan aktif olarak çalışan bir arkadaşımız Ahmet Demirsoy, geçenlerde KCK davasından içeri alındı. Ve ben inanıyorum kendisinin KCK ile uzaktan yakından bir bağı yoktur. Fakat devlet KCK diye tutukladı; aslında onlarda çok iyi biliyor. Ahmet’i buna rağmen tutukladılar. Çünkü korktular, onun bu çalışmalarından. Çünkü bu gün, Ergenekon’dan çok daha ciddi emperyal güçlere bağlı olan bir örgüt var. Bunlar hükümeti de istedikleri gibi yönlendiriyor. Başbakanın son aylarda artan çelişkili tutumları ve artan sağlık sorunları üzerinde iyi düşünmek gerekir” diyor. “Vicdani ret, savaşı derinleştirmek, yoğunlaştırmak isteyen, bundan nemalanan bu gizli, çok iyi ve güçlü, büyük örgütlenmenin tekerine çomak sokmaktır. Tamamıyla bir silahsızlanma girişimidir. Bir nevi devletin sopasını elinden almaktır. Tüm bunlara rağmen  vicdani retçiler birkaç gönüllü avukatın dışında her ne kadar da desteklenir gibi gözükülseler de tam olarak destek görmüyor”.

Son olarak basında vicdanı ret ile ilgili çıkan haberlerin kendisi üzerinden dramatize edilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren Süver, ödediği bedelle ilgili olarak ekliyor: “Her gün gençler ölüyor. Barış umuduyla sürdürdükleri mücadeleler yüzünden müebbet cezası alanlar, bedenlerini ateşe verenler var. Benim ödediğim bedel ne ki?”

Vicdani retçiler hükümetin ret politikası hakkında ne düşünüyor?
 
Ercan Aktaş: Hükümetin son açıklamalarına göre yapılacak yeni düzenlemede sivil hizmet yerine hapis getirilecek. Bir retçi bir kere hapse girdikten sonra bir daha girmeyecek. Bu düzenlemeyi düşünürken bir kere bile bize danışmadılar.

Merve Arkun: Hükümet “demokratikleşme” imajı yaratmak için “demokratik açılım, kadına karşı şiddet, vicdani ret, Dersim katliamı” gibi konuları kullanıyor, ama aslında hiç birinde bir ilerleme olmuyor. Bunlar planlı bir illüzyon hamlesi.
 
Oğuz Sönmez: Hükümet Avrupa Konseyi’nin görüşlerini dikkate alacağını söylüyor. Oysa bahsettikleri “retçiler bir suçtan birden çok kere yargılanmamalı” kararı 2006’da verilmişti – ki onu bile uygulamaya koyamadılar. 2011 yılında verilen Bayatyan kararı bunun da ötesine geçerek vicdani ret ve sivil hizmetin bir yasal hak olarak tanınması şartını getiriyor. Şu anda hükümet vicdani ret hakkını kullanmak isteyenleri hapse atmayı planlıyor. Yani bir insan hakkını kullanmanın bedeli hapis olacak. Biz hükümetin bu uygulamalarını umursamadan vicdani ret hakkımızı kullanmaya devam edeceğiz. Bu bir insan hakkıdır, ve kullanmak için hükümetin yasal düzenlemesini bekleyecek değiliz.

CEM BAHTİYAR/BİRGÜN

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    GAZETE MANŞETLERİ

    Bigpoint 300x250

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Sitemizin yeni tasarımını beğendiniz mi ?

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    KARİKATÜR

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV