Nüfusunun büyük bir çoğunluğu gurbette yaşayan, kadim bir tarihin merkezidir aynı zamanda.
İlçede neredeyse herkes bir biriyle akrabadır ya da bir çeşit akrabalık bağı olarak kabul edilen kirvedir
Ahmed Arif’in fukaralıktan karışır tavuklarımız (kabilinden dediği gibi,) kendi halinde bir ilçedir Gerger.
Gerger’de siyaset aileler üzerinde yürür. Bu sebeple aynı aile bireylerinin birden çok partide yer aldığını görmeniz mümkündür.
Gerger’de siyasi ideolojiden çok ailelerin nerede yer aldığına bakılır. Aynı aile, MHP’nin de, CHP’nin de, AKP’nin de ilçe başkanlığını dönem- dönem sürdürebilir. Oylar ailelerin hangi partide olduğuna bakılarak kullanılır.
İlçe büyükşehirlere çok göç vermiş. Gergerlilerin İstanbul’daki sayısı yüz binleri geçiyor. Sultangazi, Esenler, Bağcılar, Başakşehir gibi ilçelerde ciddi oy potansiyeline sahipler.
Gerger’in ilk dönem gurbetçileri hamallık yaparlardı. Kazlıçeşme ve Tahtakale’de çok sayıda Gergerli hamal bulunurdu. Şuan Tahtakale ve İstoç gibi yerlerde hamal piyasasında hala söz sahibidirler.
Hamallardan sonra Gedikpaşa’da çalışanlar gelmeye başladı, makineci, overlokçu olanlar baraj sebebiyle, kamulaştırılan arazilerinin parasını alınca tekstil piyasasında özellikle de Laleli piyasasında kısa sürede söz sahibi oldular.
Şuan uluslararası piyasada söz sahibi olan birçok Gergerli firma bulunuyor. Aynı başarı bürokrasi kesiminde de var.
Gergerliler ideolojik kamplaşmadan uzak bir şekilde siyasi geleneklerini İstanbul’da da sürdürmeye devam ediyorlar. Ailevi ilişkiler üzerine kurulu politika anlayışı İstanbul’da da aynı şekilde devam ediyor. Ailesel ilişkiler ve dostluklar öne çıkan en önemli özellik olarak belirginliğini koruyor.
Bunları neden mi yazıyorum?
Gergerli gencecik bir insan (Suna Özdemir) geçen aylarda Kazan Vadisi’ndeki bombalama sonucu hayatını kaybetti. Kimileri ona terörist dedi, kimileri kirve dedi, kimileri dostumuzun kızı dedi, kimileri ise “CHP’li başkanın kızı terörist!” diyerek manşet attı.
Suna Özdemir PKK üyesiydi ve kendi istediği ile dağa gitmişti. Ailesinin ekonomik durumu da oldukça yerindeydi.
Kazan Vadisi’ndeki operasyon bitince 30 kişiye yakın insanın cesedi Malatya Adli Tıp Morgu’na getirildi. Çoğu insan cesedi kullanılan silahlardan dolayı tanınmayacak haldeydi. Suna’nın ailesi de doğal olarak Suna’yı teşhis edemedi. Ailelerden DNA örnekleri alındı ve aileler geri gönderildi.
Suna’nın ailesi DNA sonuçlarını beklerken Van-Erciş’li olan başka bir aile Suna Özdemir’i kızı olarak teşhis edip cenazeyi Van-Erciş’e götürüp defnetti.
55 gün sonra DNA örnekleri geldi. Van Erciş’e götürülüp gömülen aslında Gergerli Suna Özdemir’di. CHP ilçe başkanı olan baba Mahmut Özdemir, gerçeğin öğrenilmesinden ancak üç gün sonunda kızlarının cenazesini alarak Gerger’e getirip defnedebildi.
İlk taziye önce Gerger’de verildi. Ardından aile bireylerinin büyük bir kısmının yaşadığı İstanbul’da bir taziye daha verildi.
Cumartesi günü bende akrabalarımla birlikte taziyeye gittim. Taziyeye giderken ne Suna’nın ideolojisi ne PKK üyeliği ne de başka bir şey düşünemiyordum. Benim için Suna Gergerliydi ve Gergerli bir aile kızını kaybetmişti.
Taziye Gergerliler Derneği’nde verildi. Cenazeye gelenler ölen kişinin kimliğine, ideolojisine bakmadan, genç Suna için Fatihalar ve Yasinler okuyarak merhumenin ruhuna gönderdiler.
Taziyeye gelenler adet olduğu üzere, çay, şeker ve meşrubatlarla geldiler. Gerger’de MHP, CHP, AKP, HAS Parti, Saadet Partisi, DSP ve BDP’yi temsil eden tüm aileler ve parti temsilcileri yan yana gelip Suna için dualar ettiler.
Hiç kimse Suna Özdemir PKK üyesi olarak öldürüldüğü için cenazeye gelmemezlik etmedi. Taziyeye gelenlerin büyük bir kısmı ideolojik anlamda Suna gibi düşünmüyordu ama acısını yaşıyord . “Ölen kız PKK’lı o halde ölümü neden hissedilsin ki?” Mantığı yoktu.
Bunu burada yazarken utanıyorum ama birileri bunun üzerinden spekülasyon yapmasın diye belirtmek istiyorum. Suna’nın kendisi de, ailesi de ve cenazeye gelenlerin tamamı da dindar insanlardı. Akrabaydılar ve kirveydiler. Gerger, güzelim ülkemde ölümler üzerinden dahi yürütülen bu akıl almaz saflaşmayı Suna üzerinden yıktı diye düşünüyorum.
Suna’nın babası Mahmut Özdemir, “Gençlerin ölümüne sebep olan, anne ve babaların yüreğini yakan bu kirli savaşın bitmesini ve bu ülkeye barış gelmesini diliyorum. Benim yüreğim yandı, başkasının yüreği yanmasın” diyordu gelenlere.
Hemşehrim Cumali Balıkçı’nın da yazdığı gibi, “Bu ülkenin siyasileri, İsrail’den Amerika’dan, insanı havadan karadan öldürecek her zalim teknolojiyi getirmesini becerdi.”
Ancak, Gerger gibi Uludere’de de Adapazarı, İstanbul güzergahında tespih taşları gibi dizilmiş fabrikalar yok. Elini sallasan ölüm kokuyor her yer.
Ölerek, öldürerek bu iş olsaydı şimdiye kadar bir tarafın galip gelmesi gerekiyordu. Savaşlar barış için yapılır denir. Uludere’de, Kazan Vadisi’nde, Dağlıca’da, Silvan’da neyin savaşı var neyin barışı olacak?
Gergerlinin verdiği bu sınavdan çıkaracak çok derslerimiz var. Ateş düştüğü yeri değil hepimizin içini yakmalı. Biz merhametin, aşkların ve âşıkların doyasıya yaşandığı bir coğrafyanın evlatlarıyız.
Cumali Balıkçı haklı… Gücümüzü zalim teknolojiler ithal edip; güzel kızlarımız, gencecik oğullarımızı öldürerek değil, onları daha iyi yaşayacakları, iş gücünü kullanacakları, özgürce bağıracakları imkânlara harcamalıyız.
Ölüm dışında bu savaşın galibi yok, olmaz da.
Sunaya ölüm yakışmadı. Hiçbir çocuğumuza yakışmaz. Hele de böylesi…
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!